Archive for Temmuz, 2007

Hastasıyım ofisimin

Şirketimizdeki idari tuhaflıkların üst üste birikip birer çile haline dönüşmesi beni bu konuyla ilgili bir şeyler yazmaya yöneltti. Dışarıdan hem mecazen hem de tam anlamıya aynalı gözüken binamızın şu anki durumu dışı seni yakar içi beni denecek cinsten. Eğer bir de önünden bahar zamanı, toplasan beş metrekare etmeyecek bahçemiz onlarca gül ile doluyken geçerseniz böyle konuştuğum için benim asılmami teklif edebilirsiniz.
Öncelikle en bilimsel olan sorundan baÅŸlayacağım. Åžirketimiz insanlarında özgün adiyla “Sick Building Syndrome” (Hasta Bina belirtileri) diye adlandırılan rahatsızlık baÅŸ göstermiÅŸ durumda. Hasta binaların sorunu doÄŸru havalandırma olmadığından, vucutlarında muayeneler esnasında sorun gözükmeyen çalışanların, yorgunluk, baÅŸaÄŸrısı, göz yanması gibi ÅŸikayetlerde bulunmasıdır. Böylece çalısanların iÅŸ yapası gelmemekte, yapacaklari iÅŸler normalden çok uzun sürmekte veya iÅŸler hatalı/eksik ÅŸekilde yapılmaktadır.
Bu sorun ile ilgili bir çok makaleyi google’da sick building syndrome diye aratarak ya da buraya tıklayarak bulabilirsiniz. Örnek olarak kendi grubumda beraber çalıştığım arkadaÅŸlarımın ve benim normal tempomuzun çok altında çalıştığımız günlerde normalin çok üstünde yorulmamızı gösterebilirim. Özellikle yaz ayı ve sıcaklarla beraber bu sorunla ilgili ÅŸikayetler çok daha fazla ortaya çıkıyor. Sorunun en büyük sebebi ise yapımında veya bizim ofisimizdeki gibi yenilenmesi sırasında binalarda havalandırma sistemlerinin yeteri kadar düşünülmemiÅŸ olmasıdır.

DiÄŸer tuhaflıkları sayarken kapıdan giren biri olarak davranip o sirayla anlatmaya çalışacağım. Öncelikle kapıdan girince karşınıza çıkan güvenlik görevlilerimizin, sizi karşılamadan önce sekreterlik görevlerini tamamlamalarını bekliyorsunuz. EÄŸer bir çalışansanız bu beklemeden kurtulabiliyorsunuz. Merdivenlere doÄŸru giden koridora girerken saÄŸ taraftaki turnikeyi pas geçerek özürlüler için yapılmış esas amacı kutu giriÅŸ çıkışlarında kolaylık saÄŸlayan kapıyı kulanabilirsiniz. Turnikemiz kartlı sistemle calışır olup ay başında devreye girmeden önce tüm çalışanlara kartları dağıtılmaya baÅŸlanmıştır. Ancak kartlar tam manasıyla fiyasko durumundadır . Bir kere kart dediÄŸimde okurların aklına gelen tek parça kredi karti boyutundaki cisimden iki adet anlaşılması gerektiÄŸini vurgulamak istiyorum. Bunlardan biri manyetik kart diÄŸeri ise sadece resiminiz ve isminizin olduÄŸu baÅŸka bir kart. Tabii ki ilki ikincisi olmadan da calışıyor. Peki neden ikincideki bilgiler birincinin boÅŸ olan yüzeyine basılmamış bunu bilen yok. Zaten bunu bilecek kiÅŸide cevaplamaya yeltenmeyecektir çünkü bu cevabın arkasından “çenemle alnım arasındaki mesafe iki yanağım arasındakinden neden kısa?” ve “ÅŸirketimiz neden teknoloji ÅŸirketliÄŸinden tekneloji ÅŸirketliÄŸine geçti?” gibi sorularla karşılasacaktır. Tahmin ediyorum siz de cevaplamamayı daha uygun bulurdunuz. Turnike safhasından baÅŸarıyla geçtikten sonra, ümitim asansör kullanmayı pek sevmemenizdir. EÄŸer asansör tercih ederseniz vaktinizin fazla olmasına dikkat etmeniz gerekir. Çünkü asansör ansızın sizi istemediÄŸiniz bir kata uzun bir yolculuktan sonra götürebilir. Tabi asansörün çalıştığını varsayıyorum çünkü haftada bir bakımdan geçmesi ya da tamir edilmesi gerekiyor.

Birinci kata geldiÄŸinizde elektronik kartlı kapıya kartınızı okutmak yerine kapı kolunu yavaşça aÅŸağı bastırmanız yeterli olacaktır. Ofisimiz tamamen gecekondu mantığıyla tasarlanmış olup istendiÄŸi anda bir “transformers” hızında oda sayısında deÄŸiÅŸikliÄŸe gidilebilir haldedir. Tabi bu koÅŸulda her istediÄŸiniz masada aÄŸ ve elektrik prizi bulmanız mümkün olamayabilir ama bu noktada da uzatma teknolojisinden faydalanabilinir. Åžu an için birinci kat tuvaletimizde tadilat olduÄŸu ve önümüzdeki 15 gün olacağı için ilgili ihtiyaçlarınızı 1 ayda tamamlanan ve bir tuvalet bir lavabo eklentisiyle kullanıcılarına hizmete hazır olan ikinci kat tuvaletinde giderebilirsiniz. Çay içmek için mutfaÄŸa gittiÄŸinizde Deryanın ortam sıcaklığından bayılmamış olmamasını dilemekten baÅŸka çaremiz yok. Allah korusun bu durum tüm ofisi çaysız bırakabilir. Sanıyorum çalısanların en çok isyan çıkartma potansiyeli bu durum üzerinde görülmüş ki, mutfak gorevlimiz gelemediÄŸi zaman hemen yedek oyuncular ÅŸirket tarafından devreye sokuluyor.

İkinci kata girer ve kafanızı sola çevrirseniz arkadaşlarımızdan bir tanesinin kaçak inşaat sonucu masasına köpükten duvar yaptığını görüyoruz. Bu yakışıksız hareketten dolayı kendisini defalarca ihtar etmemize rağmen dinlememiştir. Bize de son çare olarak noterden protesto çekmek kalmıştır. Ağ Destek Grubunun odasına girmeden kafanızı sola çeviriseniz bu kalabalıkta bir kişilik mesai zamanının %95ini kullanıcısız geçiren büyükçe boş bir oda olduğunu görürsünüz. Ağ Destek Grubu odası girdiğinizde tahmin edeceğiniz gibi geçici değil gayet kalıcıdır ve burada çalışanlar her gün bu odada işlerini görmektedirler. Odanın ortasından geçen sütun bizler için hiç bir şey ifade etmemekte ve neden odanın ortasından geçtiği henüz çözülememiştir. Sütunun hemen dibinde yol ortasından geçen kanala takılmanızın iki sakıncası vardır. Birincisi düşüp kafanızı gözünüzü yarabilirsiniz, ikincisi benim ağ ve elektrik tesisatımı bozabilirsiniz. Maalesef buna bir çözüm bulmakta tüm Dünya hekimleri çaresiz kalmıştır. Ayrıca odada esasında 6 kişi olmamıza rağmen 5 masa ve sandalye bulunması çalışanlardan ikisinin daha samimi bir ortamda calışmasını sağlayarak ekip ruhunun pekişmesine yol açmaktadır. Bu anlamda benim fikrim 5 masanın çok olduğu 4 masa hatta 1 adet sini ile bu çabanın daha iyi sonuç vermesinin sağlanmasıdır. Bu arada sandalyelerimizden bir tanesinin sırt kısmı tam ortadan geriye yatabilmektedir.Bu sandalye sadece surekli gerilmis şekilde çalışan personel için uygun olduğundan şirket içinde boyle bir kişi aranmış ancak henüz bulunamadığından kimseye bağışlanamamıştır. Ağ grubu odası ile ilgili son ayrıntı kattaki tek portmantonun odamızda olması, kış başlangıcı itibariyle montlardan 50 yeni kuruş kaban ve pardesüden 1 ytl alınması uygulamasına gidilecek olmasıdır. Abonelik sistemi ile ilgili çalısmalar devam etmektedir.

Çagri merkezimiz ve yemekhanemizin bulunduğu üçüncü katımızın en büyük sorunu camlarında perde yerine acayip bir film tabakası olması ve güneşe karşı korumasız olmasıdır. Eğer yemekhanede güneşin saldırdığı bir masaya oturmuşsanız hiç şansınız yok vucut sıcaklığınız yediğiniz yemeğin bir kaç katı olacaktır. Yemek demişken aklıma öğle yemeklerinin saat 10:30da binamıza girmesinden dolayi 12 ye kadar sıcaklıklarını muhafaza edememeleri geldi. Bu konuda özellikle ofisimizi bizden çok ziyaret eden tavuk hayvanına sitemlerimi bildirmek istiyorum çünkü henüz soğumadan servis olmayı başaramamıştır. Ancak yine de ayda bir kek ikraminda bulunan yemek şirketimizi seviyoruz.
Ofisimizde ayrıca her türlü kırtasiye gereksinimi aynı zamanda bir eksikliğimiz olarak sayılabilinir. Kağıt, kalem, cd gibi ihtiyaçlarınızı bir şekilde karşılamanız beklenmektedir. Hatta kimi zaman şirketin yaptığı işin temel bileşenlerinden olan ağ kablolarına sa
hip olmak büyük bir nimet durumuna gelmektedir.Bu yüzden kablo sahiplerinin şanslarını zorlamamaları gerekir.

Gece vakti aklıma gelen tesbitler ÅŸimdilik bu kadar. Katkıda bulunmak isteyenlerin yorumlar vasıtasıyla sayfalarımızı renklendirmelerini isteriz. Bu yazima son sözu kendisi bir Alman yazar olan Friedrich Von Schiller’in biraz kaÅŸları çatık halde soylemesini daha uygun buldum: Böcek olmayi kabullenenler, ezilince sikayet etmemelidirler.

Sümela Manastırı

Sümela Manastırı Trabzon İlimizin Maçka ilçesi Altındere köyünde bulunan yaklaşık 1550 once kurulmuÅŸ bir Rum manastırı. Yaklaşık inÅŸa zamanı olarak 375-395 yılları olarak düşünülen manastırın günümüzdeki en onemli özelligi bekar erkeklerimizin ziyaretlerini takiben hayırlı bir kısmetle karşılaÅŸacaklarına dair olan inançtır. Manastir ile ilgili tüm bilgilere vikipedi‘den ulaÅŸabilirsiniz.
Geçenlerde manastırın resmini bir Turkcell reklamında görünce, 2003 yılında gördüğümde şaşirdigim ama güzel ülkemizde olanları düşününce çok yadırgamadığım bir kaç şey tekrar aklıma geldi.
Öncelikle yolun virajlı ve bozuk yapısı manastıra kadar ziyaretçilerin kendi araçlarıyla çıkamamasına neden oluyordu. Bundan faydalanan bölge insanımız manastıra ulaşım için servis imkanı yaratmışlardı. Ancak normal ve düşünceli gibi gözüken bu davranış araçların 1950′lerden kalmış tamamen kabak lastikli olmasından dolayı, bindiÄŸinizde bünyenizin bir tedirginlikle kaplanmasına neden oluyordu.
Sağ salim manastıra ulaşma şansına nail olduktan sonra, yürüyerek çıktığınız merdivenlerin sonunda genellikle iki kişi ile karşılaşıyorsunuz. Bunlardan biri biletçi diğeri ise ne kadar uzun süredir orada olduğu bilinmeyen ve muhtemelen ataları manastırın ilk sahibi keşişler olan bir amcaydı. Kendisinin görevi ise manastırın henüz ziyaretçiler tarafından oyulmamış ve sevgi sözcükleri kazılmamış fresklerini korumak ve flaşlı fotoğraf çekmeye yeltenen insanların üzerine atlamaktı. Tabi tek başına bütün bunlarla maalesef başa çıkamıyordu kendisi. Örneğin 1500 yıl önce yapılmış tuvaletlerin günümüz eşekleri tarafında kullanılmasının önüne geçemiyordu. Ama çabasını takdir etmemek mümkün değildi.
Benim en ilgimi çeken ise manastırın restorasyonunun ardından (bu noktada restorasyonda esas amaçlananın orijinale uygunluk olduğuna dikkat çekmek istiyorum) 1930 larda yanan çatının yerine konmuş olmasıydı. Ancak biraz kafası çalışan birisi, 1500 yıl önce modern çatı sistemlerinin keşfedilmiş olamayacağını gözden kaçırmaz tabii ki. Maalesef bu restorasyonda atlanmış. Böylece ülkemiz dünyanın tek modern çatı sistemli manastırına sahip ülkesi durumuna gelmiş. Daha sonra öğrendim ki zaten insanımız yangından öncede o zaman için yeterince modern olan bir çatıyı manastıra uygun görmüş ve eklemişler. Yani bu son çalışma sadece bir iyileştirme olmuş.
Buna benzer bir çalışmayı bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce Efes’te görmüştüm. Orada da bir uzmanımız itinayla eski eser yaratmaktaydı. Kendisi bir tür heykeltraÅŸtı ama zannediyorum yaptıkları çok daha eski görünebilme özelliÄŸine sahipti.

Ülkemizde bu tip tarihi eser iyileÅŸtirmelerine daha çok kaynak aktarılmasını bekliyorum. Åžimdi bir Aspendos’a kapalı tribün eklenip, eski bölümede “Eski açık” adı verilse fena mı olur?

Minyatür Dünya

Minyatür Dünya çalışması gezegenimizdeki eÅŸitsizlikleri ve sorunları ele alan BirleÅŸmiÅŸ Milletler verilerine dayali bir çalışma. Minyatur Dunya’da nüfus sadece 100 kiÅŸi.

Bu yüz kiÅŸinin 61′i Asya’lı, 12’si Avrupa’lı, 13′ü Afrika’lı, 8′i Kuzey 5′i Güney Amerikalı ve 1′i de Okyanusya’lı oluyor.

Yarısı kadın yarısı erkek. 47’si ÅŸehirlerde yaşıyor. 9′u özürlü.
47’sinin temel saÄŸlık ihtiyaçları karşılanmıyor. 18′inin temiz suyu yok.
Tüm Dünya servetinin yaklaşık %60′ı 6 kiÅŸinin.
13′ü aç ya da kötü besleniyor.
14′ü okuma yazma bilmiyor.

12’sinin bilgisayarı, bunların 3′ünün interneti var.
Yaşı 15-49 arası olan birisi HIV virusu taşıyor.
Buzdolabı, yatağı, gardrobu ve bir çatısı olanlar kalan %75′ten daha zengin.
18′i günde en fazla 1 dolar 53′ü en fazla 2 dolar ile geçiniyor.

Çalışmanın sonunda verilen mesaj aslında bir çoğumuzun okurken aklından geçen şey oluyor:

“Sahip olduÄŸuna şükret”

Minyatür Dünya ile ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Ülkemizde bu sorunların bir çoğu geçerli hatta bazılarının fazlası var. Ama böyle bir çalışma bulamadım. O yüzden bence buna bir göz atın.

Internet’in 25 vazgeçilmezi

Internet’te her gün düzenli olarak girdiÄŸimiz aÄŸ alanlarının sayısı gittikçe artıyor. Artık gazetenin basılı hali ya da posta kutusunun anahtarla açılan türü gittikçe daha az kullanılır hale geldi. Artık hepimizin sık kullanılanlar diye bir listesi ve burada bir çok kayıtı var.

Sevgili Time dergisi bu durumu Amerikan kanı taşımasının etkisiyle olsa gerek biraz duygusallaÅŸtırarak bir yazı haline getirmiÅŸ. Yazının baÅŸlığı “Olmadan yaÅŸayamayacağımız 25 aÄŸ alanı”(25 sites we can’t live without).

Listenin ÅŸampiyonu Amazon.com alani. 20 yaÅŸ ve üzerinde obezitenin %55′e ulaÅŸtığı hareketi sevmeyen bir ülke için gayet normal bir seçim olmuÅŸ doÄŸrusu. Listemizin ikinci sırasında BBC.co.uk üçüncü sırasında bir çok ÅŸehir içinde aranılan mekanların bulunmasını saÄŸlayan citysearch.com sitesi bulunuyor. Listede google 12. sırada, wikipedia ise ancak 24. sırada bulunuyor. Ozellikle bu son ikisinin en baÅŸta olması gerektiÄŸi konusunda ısrarlıyım. Ancak Time dergisi alışveriÅŸ ve sosyal paylaşım sitelerini daha hayati bulmuÅŸ olmalı. Tabi bunların aÄŸ ortamında yapılması sonucu ortaya çıkacak hayatın ne kadar yaÅŸanilabilir olduÄŸu konusunda bir tartışmaya girilmemiÅŸ.

Gittikçe artan ağ hizmetlerinin günlük bunaltı içinde işimize yarar gözükmesinin yanında, insanlar arası etkileşimi azaltması bu işi biraz düşünülmesi gereken bir hale getiriyor.

Ayrıca yine Time’da yayınlanan en kötü beÅŸ alanı da buradan ulaÅŸabilirsiniz.

Alırım IP’ni…

Seçime günler kala siyasi partilerimizin artik alışılagelmiş birbirlerini tehdit etme mesajlarına yepyeni bir boyut getirildi.

AKP Gençlik kolları AR-GE başkanı bir bilim insanı(!) partinin hazırladığı açık oturum sayfasında kendi tarafından kabul görmeyecek mesajlar atan kişilerin IP adreslerini not edip seçimin ardından kendilerine hesap soracacakları tehdidinde bulundu. Ilgili habere buradan ulaşabilirsiniz.

Özellikle Estonya-Rusya arasındaki biliÅŸim savaşının ardından ülkemizde de bilgisayar teknolojileriyle ilgilenen siyasi ÅŸahsiyetler olduÄŸunu görmek beni çok sevindirdi. Bundan böyle bu tip teknolojik konuların hayatımızda daha çok yer alacağı fikrine kapıldım. ÖrneÄŸin tarayıcı tipine göre siyasi görüş analizi ilk aklıma gelen. Bu da ÅŸu ÅŸekilde iÅŸliyor: EÄŸer Firefox kullanıyorsanız açık kaynağı destekliyorsunuz, demek ki oyunuz bağımsız adaya gidecek, not ediyorum IP’ni.

Bir diÄŸer kolaylıkta bundan böyle posta adresi yerine IP adresi kullanılması olmalı bence. Ayrıca IP adresi olmayanın resmi iÅŸlem yapamamasi ve mazotu 2 ytl’den alması gündeme getirilmeli.

Gününün önemli bir kısmında IP adreslerine saygı gösteren birisi olarak bu densiz arkadaşın yaptığı manasız açıklamayı kınıyorum. Zaten kendisinin IP adresi şu anda elimde. Artık gerisini kendisi düşünsün.

7 harika 2.0

Dünyamızın yeni 7 harikasının seçimi sonuçlandı. 21 aday harikanın (?) katıldığı seçimde daha önce listede olmayan 7 harikanın harikalığı tescillendi. Bu cümleyide yazmak bana garip geldi. Sanki top 10 listesi oluşturuyor gibi seçim yapmanın dahası bunun 7 ile sınırlanmış olmasını aklım pek almadı.

Yeni harikalarımız Çin Seddi (Çin), Petra antik kenti (Ürdün), İsa Heykeli (Brezilya), Macchu Pichu kayıp ÅŸehiri (Peru), Chichen Itza piramidi (Meksika), Coliseum (Italya) ve Tac Mahal (Hindistan) oldular. Hala var olan tek eski harika olan Mısır’daki Giza piramitleri ise eski harika nasıl listeden çıkar denmesin diye hakikaten tam bir rezillik örneÄŸi olacak ÅŸekilde onur ödülüne layık görüldü. Boylece Mısır halkının da kalbi kırılmamış oldu.

Listeye giremeyen harika adayları arasında Ayasofya, Eiffel Kulesi, Özgürlük anıtı, Alhambra sarayı, Sidney Opera binası ve Kremlin sarayı gibi meÅŸhur yerlerde bulunuyor. Åžahsen ülkemizde bulunan Ayasofya’ya bir mansiyon dahi verilmemesi beni çok üzdü. Halkımızın bu konuda kayıtsız kalmayacağından eminim.


UNESCO da bu seçimden rahatsız olacak ki bir açıklama yayınlayarak, seçimin tüm dünyanın seçimi olmadığını sadece internet üzerinden bir oylama olduÄŸunu belirtmiÅŸ ve eski harikalara bir saygısızlık edilmemesi gerektiÄŸini belirtmiÅŸ. Seçimdeki lakayıtlığa bir örnek vermek gerekirse Brezilya’da (ülkemizde de çeÅŸitli oylamalar için sıklıkla uygulanan tarzda) bir İsa’ ya oy verin kampanyası yürütülmesini gosterebiliriz.

Bu seçim ile ilgili yazıma son vermeden once gerçek yedi harikayı da burada anarak saygımı ifade etmek isterim.

Keops Piramidi (Giza Piramitlerinden birisi)
Babil’in Asma Bahçeleri
Zeus Heykeli
Artemis Tapinağı
Rodos Heykeli
Iskenderiye Feneri
Halikarnas Mozolesi

İlk saÄŸdan 10 metre geriye, ikinci sola … ?

İspanya’da geçenlerde yapılan bir operasyonda sol eli kopan bir kiÅŸiye, felçli saÄŸ eli dikildi. Bu haberin detaylarına buradan ulaÅŸabilirsiniz.

Bu olaÄŸanüstü sagdan sola operasyonunun ülkemizdeki biçimi Sabah gazetesinde yayınlanan bir yazıda ele alınmış. Yazıya Güçlühan Özen’in aÄŸ sitesindeki mutlaka okuyun bölümünden ulaÅŸabilirsiniz.

Gerçekten mutlak okunması gereken bir yazı olmuş. Okumanızı tavsiye ediyorum.

Matematiğe şehircilik damgası

New York ÅŸehrinin haritasına ya da uydu görüntüsüne bakarsanız, ÅŸehrin tüm sokaklarının birbirine mükemmel bir paralellikte olduÄŸunu gorürsünüz. Sevgili New York ÅŸehiri yöneticileri “bu ÅŸehir ileride büyürse yolumuzu bulmak kolay olsun” ve “filmlerde 42.sokakla Madison’ın köşesi denilebilsin” diye zamanında böyle bir fikir geliÅŸtirmiÅŸ ve uygulamışlar. Hatta bu kolaylığı bir adım ileriye götürüp caddelerle (avenue tabir edilen), sokakları birbirine dik yapmışlar.

1940′li yıllarda ÅŸehirde doÄŸru dürüst bina yokken, planlamacılığı bırakmış bir ÅŸehirde yaÅŸayan birisi olarak, NY’li arkadaÅŸlarımızın bu baÅŸarısını alkışlıyorum.

Bu düzenden matematikçi bir takım arkadaşlar faydalanmak istemişler ve iki noktanın koordinatları arasındaki farkların toplamından hesaplanan uzakliğa Manhattan distance demişler. Manhattan diye adlandırılmasının nedeni ise bu iki nokta arasındaki mesafenin kus ucusu metoduyla hesaplanmayıp, sanki şehir içinde bir noktadan diğerine gitmek için yürüdügünüz mesafeymiş gibisinden hesaplanması.

Aşagıda wikipedia dan araklanmıs bir örnek görüyoruz.

Örneğimizde yeşil ile gözüken mesafe euclidean tabir edilen bildiginiz cetvel ile ölçülen mesafe oluyor. Diğer renklerimizde manhattan mesafesi. Ayni new york ta iki adres arasındaki yol mesafesi gibi.


Manhattan mesafesinin, listesini bulamasamda kullanım alanı oldukça geniş. Merak edenler için google adlı arama sitesini tavsiye ediyorum.

New York’lu ÅŸehircilere takdirlerimi gönderirken ÅŸehirimizin örneÄŸini mısır piramitlerinden alan sayın yerel yoneticilerimizi de selamlıyorum.