Archive for Åžubat, 2008
Çevrimiçi Gramafon
Sanat müziği ve Türkçe Sözlü Batı Müziği sevenlere, fasıla gideceğim, dağarcığımı genişleteyim diyenlere, annesi oğlum/kızım ne var şu internette, dediğinde cevap vermek isteyenlere ağ alanımızın bir armağanı:
taylanesen.net Yurttan Sesler Korosunu takdim eder…
Hepimiz radyoodtü’yüz
Bu sayfalarda siyasi yazı yazma gibi bir adetim yok. Ancak bir miktar böyle gözükebilir. Yine de aksi icin çalışayım.
Geçen salı günü (25 ÅŸubat) akÅŸam saat 20′de arabada radyoodtü açık giderken, müzik çalmamasından gıcık kaparak ne anlatıldığını dinledim. Saat başı olması nedeniyle genç arkadaÅŸlar günün haberlerini veriyordu.
Sıradaki haber Hocalı Katliamı’nın yıldönümüydü. BirçoÄŸumuz için bir ÅŸey ifade etmeyen,bilenlerin çoÄŸunun unutmuÅŸ olabileceÄŸi bu olay; 1992 yılında Ruslar tarafından desteklenen Ermeni Ordusu’nun Azerbeyacan’ın KarabaÄŸ bölgesindeki Hocalı ÅŸehrinde resmi kaynaklara göre 613, resmi olmayan kaynaklara göre 1.300 kiÅŸiyi tam tabiriyle katletmesi.
Olayın bu şekli ile haberlere konu olması gayet doğal. Hatta kardeşimiz dediğimiz bir halkın başına gelen bir felaket olması bunu en önemli haberlerden birisi olmasını bile sağlar.
Ancak bu noktada radyoodtü’deki sunucunun da iÅŸaret ettiÄŸi bir sorun var. Bu haber gün içinde herhangi bir gazete, radyo veya televizyon kanalında yer bulamamış. Bu durum en çok (hatta göründüğü kadarıyla sadece) radyoodtü’yü rahatsız etmiÅŸ olacak ki; yıllardır dinlediÄŸim radyoda ilk kez bir habere yorum yapıldığına ÅŸahit oldum. Kısaca söylenen ÅŸuydu: “Diaspora denen soytarı topluluÄŸu her yerde istediklerini söyleyip, söyletip, kabul edilmesine uÄŸraşıp, kısmen de baÅŸarılı olurken ve bizim basınımız bunlara fazlasıyla yer verirken; kendi insanımızın katledilmesi unutulup, unutturulmak istenip halka sunulmuyor. Birilerinin iÅŸlerine ne geliyorsa, nasıl haberler yapılması isteniyorsa o yapılıyor.”
Zaten her yanı ile takdir ettiğim bir radyodur. Bu hareketleri ile radyoyu işleten, diğer radyolara göre bir avuç genç arkadaş, ne kadar büyük olduklarını bence ispatladılar.
Geçen sene başından beri toplumca olmadığımız kişi, girmediğimiz kılık kalmadı. Ama gördüğüm kadarıyla bir radyoodtü olamadık.
Hocalı Katliamı ile ilgili gerçekleri öğrenmeye buradan baÅŸlayabilirsiniz. Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili gerçekler için ise Türk Tarih Kurumu BaÅŸkanı Prof. Dr. Yusuf HalaçoÄŸlu’nun “Türk’ün Türk’e propagandasını yapıyoruz” sloganı ile çıkan Tarih Gelecektir kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Kitap yaklaşık 150 sayfa ve sadece 5 YTL’ye satılıyor.
Turkcell Süper Lig artık bitsin – Devenin sırtı 1
Hafta sonu Sivasspor – GençlerbirliÄŸi OftaÅŸ futbol maçına gitme gibi bir ÅŸanssızlık yaÅŸadım. Sivasspor’un bu sezonu baÅŸarılı geçirmesinin babamda yarattığı heyecan ve toprak özlemi önceki haftadan maç için sözleÅŸmemize neden olmuÅŸtu.
Maç günü babamın erken gitme ısrarlarına, “nasıl olsa ufak takım maçı kalabalık olmaz” düşüncesiyle direniÅŸlerim stadyuma vardığımızda büyük bir utanç duymama neden oldu. Esasında utancı duyması gerekenin kim olduÄŸuna karar vermekte hala zorlanıyorum.
Zira bir futbolseveri hasta edecek neredeyse her ÅŸeyi yaÅŸadık. İlk olarak stadyum otoparkından faydalanamadık. Sebep olarak bize otoparkın basın, polis, yöneticiler (diÄŸer adıyla protokol) vs. gibi futbolun kimin için oynandığını sorgulatan bir grup sayıldı. Biz de büyüklerimize saygı gösterip araçlarına yaklaÅŸmamayı kabullenerek arabamızı stada 500 metre uzaklıkta park kılıklı bir yere bıraktık. Stada girerken çekirdeÄŸimizi aldık, ilk polis tacizinden geçip bilet almak için giÅŸeye gittik. Ancak Sivasspor taraftarına bilet stadın diÄŸer tarafında satıldığı için ilk giÅŸeden elimiz boÅŸ ikinciye doÄŸru yürümeye baÅŸladık. Yürüyüşümüz sırasında karşımıza sevgili köpeÄŸiyle bir polis çıktı ve “buradan geçemezsiniz” diyerek bize yolu yaklaşık 3 katına çıkaracak bir güzergah çizdi. Kabalık edip neden diye sorunca da “geçemezsiniz arkadaşım” ÅŸeklinde tatmin edici bir cevap verdi. Polise saygımızdan belirttiÄŸi yolu takip ederek giÅŸeye ulaÅŸtık ve en azından tarif ettiÄŸi yol doÄŸru olduÄŸundan kendisine şükran duyduk. Biletlerimiz aldık, ikinci polis tacizinden sonra kapalı tribün giriÅŸini sorunca koca statta tüm taraftarlar için zaten sadece bir tribünün açık olduÄŸunu, onunda giriÅŸinin az önce yanından geçtiÄŸimiz insanların oluÅŸturduÄŸu sıranın ucunda olduÄŸunu öğrendik. 25.000 kiÅŸilik stadyum bomboÅŸken tek bir kapıdan ortalama dakikada 2 kiÅŸinin girebildiÄŸi bir sistemle seyirci almak kimin aklından çıktı bilmiyorum ama tabii ki seyirci maç baÅŸladığında hala dışarıda olduÄŸu için huysuzlanıyordu. Tam bu huysuzluk anlarında yurdum insanı tarafından keÅŸfedilmiÅŸ bir ÅŸeyin içinde buldum kendimi. Yaklaşık 250 metre uzunluÄŸunda 2′ÅŸerli olarak sıralanmış kızgın kalabalık yaÅŸadığı rezaleti yuhalamaya baÅŸladı. Ama bu kadar mı organize olunur? Kimse kimseyi kırmıyor. Sıra da birinin aklına “niye bekliyoruz burada” sorusu gelip yuhlamaya baÅŸlamasını takip eden mikrosaniyeler içinde stadyum çevresi inliyordu. Ancak bu sırada baÅŸka bir yurdum insanı icadı olan tepkilere kayıtsız kalma devreye girdi ve bizim tribüne giriÅŸimiz ancak maçın 28. dakikasında oldu. Bu sırada 3. kez polisler tarafından mıncıklanmayı artık yadırgamaz olduk. Balık istifi görünümünde bir grup Sivasspor taraftarıyla samimi biçimde maçı izlemeye baÅŸladık. Önümüzdeki tarlada spor yapmaya çalışan zavallı 22 arkadaÅŸ hakemin sürekli olarak çaldığı ve benim yeni olduÄŸuna kanaat getirdiÄŸim düdüğü sayesinde donarak ilk yarıyı tamamladı.
Devre arasında sahaya buzdan donan çimleri iyice berbat etmeye yönelik arkasında silindir taşıyan bir traktör girdi. Traktör şöförü tarla görünümlü sahada o kadar havaya girdi ki futbol sahalarında görmeye pek alışık olmadığımız biçimde bir trafik kazası yaşandı. Traktör şöförü silindiriyle devre arasında ısınan futbolculardan bir tanesinin bacaklarını şöyle bir yokladı ve gülümseyerek sahayı terk etti. Ama devre arasında gördüğüm en acı olay bu değildi. Stadyum köftesi diye andığım içindeki kıyma miktarı bulgur miktarının yaklaşık dörtte biri olan köfteler yerlerini dondurulmuş köftelere bırakmıştı artık. Bunun hüznünü yaşarken ikinci yarı başladı. Çekirdek yiyerek ısındığımız ikinci yarının sonunda da Sivasspor biz tribüne daha giremeden attığı ve bu yüzden göremediğimiz gol ile maçı 1-0 kazandı.
Stadyumdan çıkıp polisin daha önce tarif ettiÄŸi yoldan arabamızın bulunduÄŸu yere gidecekken karşımıza yine bir polis çıktı. Giderayak tekrar bir tacize uÄŸrayacağız diye düşünürken polis bize geldiÄŸimiz yolunda kapatıldığını belirtti. Dayanamayıp yine nedenini sorunca “otobüs çıkacak, geçemezsiniz. İsterseniz bekleyin otobüs çıkınca geçersiniz” cevabını aldık. “İyi bekleyelim ne zaman çıkar?” diye karşılık verince polis abimizin gayet sakin “yarım saat, bir saat falan sürer” ÅŸeklinde herkesi kendi gibi iÅŸi gücü yok sanan cevabıyla iyice rengimiz attı. Bu kezde geldiÄŸimiz yolun 3 katı daha yolu geçerek arabamıza ulaÅŸtık.
Yani özetle maça zamanından 20 dakika önce gittik, 25.000 kişi kapasiteli stadyuma, 10 da biri doluyken girmek için 45 dakika bekledik, maçın tek golünü göremedik, köfte yiyemedik, hakemin maçın keyfini polislerin ise bizim keyfimizi yok etmesini izledik normalde yürümemiz gereken yolun 10-15 katını yürüdük ve -5 derece sıcaklıkta donarak eve döndük.
Giriş kuyruğunda en konuşulan konuya şaşırmayacaksınız: Ondan sonra maça gidilmiyor, stadyumlar boş diyorlar. Maça geliyoruz içeri almıyorlar!
Benim bu aralar en çok tekrarladığım atasözüne de. Üzülerek yazıyorum: Deveye sırtın neden eğri diye sormuşlar. Nerem doğru ki demiş.