Archive for Ekim, 2008

Yassah hemşerim! Yasssssaaaahhhhh

Gözümüz aydın, blogger da kapatıldı. Diyarbakır Mahkemesi Digiturk’ün başvurusu üzerine kaçak Digiturk yayını yaptığı gerekçesine dayanarak blogger’ı kapattı.

Şimdi olayı anlamak için yüzeysel olarak teknik altyapısına bakalım. blogger aynı bu sayfalar gibi (Zamanında bu sayfalar da blogger’da yer alıyordu.) çevrimiçi günlüklerin tutulduğu, buradan farkli olarak sadece sayfa ve resimlerin barındırıldığı, dış alanlardaki bilgilere aracılık yapan (üzerinde barındırmayan), 2000′li yılların “blog” yeniliğinin öncüsü olarak kurulan ve 2003 yılında Google tarafından satın alınan ücretsiz bir ağ alanı oluşturma hizmeti. Yani blogger’da sadece yazınızı barındırabilir ya da istediğiniz resimleri tutabilirsiniz. Bırakın Digiturk’ü, video veya başka bir çoklu ortam nesnesi yükleyemezsiniz. Üstelik blogger sizden beş kuruş para almaz. Zira verdiği hizmet kısıtlı. Nedeniyse başına ileride bela olmaması. Yani adamlar bunu düşünmüş. Saygıdeğer mahkeme kararına göre, blogger zaten hiç barındırmadığı bir şey yüzünden kapatılıyor. Birisinin “Maltepe Pazarı’nda kaçak Windows satılıyor” dediği için hapise atılması gibi bir şey. Maltepe Pazarı ve kaçak windowsçu yerinde duruyor. Adresi başkasından almak ya da el altından ulaşmak mümkün.

Bu kapatma kararları alındıkça acaba benim teknik altyapısını bilmediğim diğer hususlarda da mahkemeler benzer kararları mı alıyor diye düşünüyorum. Esasında adli sistemin durumu da ortada.

Aynı mahkemenin Resmi Gazete’nin ağ alanını barındıran Başbakanlık alanını, sık sık Anayasa ve temel hak ve özgürlüklere aykırı kanunları yayınlıyor diye kapatması gerekmez mi? Ya da her türlü ahlaksızlığın barındırıldığı gazete alanlarını? Ya da tüm Internet’i ? Bence geç bile kaldılar.

Ama sorun değil şimdi bu olayı topluca bir güzel kınarız, olur biter.
Ampuller pırıl pırıl yanıyor. Yalnız ve güzel ülkemizin ışığı gitgide sönüyor.

Futbol asla sadece futbol değildir

Haftasonu yine maça gittim. Yine burnumdan geldi.
Annemin her Beşiktaş Ankara’ya gelişinde istediği ve bir türlü çeşitli sebeplerden gidemediğimiz maça pazar günü sonunda gittik.
Geçen seneki Sivasspor-Oftaş maçından ders almayan bendeniz yine türlü sorunlarla boğuştum.

İlk önce maçtan iki buçuk saat önce stadyuma gitmeme rağmen bilet bulamadım. “E takımın durumu fena değil, hoca yeni, bulamam tabi” diye düşünüp, Gençlerbirliği’nin de deplasman takımına az yer ayırmasından dolayı alternatif yollar arayışına girdim. Sonuçta aynı arayışta olan 100 – 150 kadar Beşiktaş taraftarı ile, Ankara’daki her maçta olduğu gibi Gençlerbirliği maraton tribününden biletimizi aldık. Bu arada annemde stadyuma geldi ve giriş kapısına doğru gittik.

Boş kapıdan girecekken kapıdaki güvenlik görevlisi “Beyfendi içinize bakabilirmiyim?” gibi şiirsel bir soru sordu. Formayı görünce sizi bu kapıdan alamam burası Gençlerbirliği tribünü diyiverdi. Ben de annemi içeri gönderip, sırasıyla özel güvenlik, polis, ankaragücü tribün lideri(!) ve bir iki zırzopla tartışmaya başladım. Kendileri içeride yüzlerce Beşiktaş’lı olması, bileti forma ile aldığımız, maç seyretmek isteyişimiz gibi mantıklı açıklamalarımıza karşı çıktılar. En acısıda polisin “kavga çıkar arkadaşım olmaz” demesiydi.

Bu kadar tartışmanın üzerine tribune girmem şart oldu. Ancak tabii tek başına girmek olmazdı. Taraftar dışarıda kalır mı? Hemen ufak bir operasyon ile formalar pantolonların içine uygun bir şekilde yerleştirildi. Bu arada bende içeri üzerimde yüzde yüz pamuklu bir fanila ile girmek zorunda kaldım. Girince gördük ki tribündeki 1000 kişinin 900ü Beşiktaş’lı. Neyse artık içerideyiz.

Maç saati yaklaşırken takım sahaya çıktı, alkış kıyamet herkeste bir hareketlenme oldu. Bunu duyan bir kaç tane kendini bilmez (her zaman söylendiği gibi yapıcaz artık, bunun sorululuğunu tüm Gençlerbirliği taraftarına atmak olmaz, nedense!) bizim tarafa doğru koşarak geldi ve kalem, su gibi ufak tefek atılabilir cisimleri alkışlayanlara doğru attı. Poliste bu olanlar karşısında kalkıp “Arkadaşlar bağırmayın, alkışlamayın lütfen” dedi ve bize doğru gelen arkadaşlara sarılarak yerlerine götürdü. Daha sonra bu arkadaşlar yanlarına bir kaç kişi daha alıp tribün içine doğru girmeye kalkıştılar. Tabii buna Beşiktaş’lılarda karşılık verince ortalık karıştı. Neyse ki bir iki ufak tokat ve 2-3 sıra üstten aşağıya uçma dışında önemli bir hadise olmadı. Ama polis tüm bu olanlar sonunda yine taaruz eden tarafı yerine gönderirken, Beşiktaş taraftarını “sizi yan tribüne alıcaz ama dışarıdan geçeceksiniz” diyerek, tribünden çıkarttı ve tabii ki de diğer tarafa almadı.

Bu numarayı yemeyen ben dahil yaklaşık 150 kişi ise polislerin güvenlik için ayırdığı boş bölüm yerine Gençlerbirliği taraftarları arasına gönderildi. Tahminen daha güvenli olur diye düşündüler. Bizim takım 13 dakika da 3 gol atarken sevinmeyi yasaklayan, üzerindeki üniforma ve eline hayatı boyunca geçebilecek en kıymetli şey olacak otoriteyi, sadece vatandaşa bağırmak için kullanan polis, Gençlerbirliği tarftarlarının sürekli küfür etmesine razı geldi. Bizde evde çayımızı içip maç seyretmek varken, tüm rezillikler arasında tribunde olmayı tercih ettik.

Özetle şunlar oldu: Tribünler bomboşken beşiktaş tarftarına bilet satılmadı. Daha sonra üzerimizde forma ile bilet’ aldik, ama aynı formalarla tribüne alınmadık. Sonra girdik, baktık her yer siyah beyaz, 5-10 tane terbiyesiz istemedi diye çoğu kişi dışarı çıkarıldı, kalanlar rakip arasında sessizce oturduk. Gol attık adam gibi sevinemedik. Polisin tüm terbiyesizliklerini katlandık. Resimdeki hayatında ilk kez maça gelen ufaklığın sürekli ağladığını, polisin bunlara da bağırdığını gördük.

Besiktas Genclerbirligi

Sonuçta bunu şikayet edebileceğimiz tek yasal yetkili olan polise anlatsak, neden girdin o tribüne diyecek. Ne kadar da haklı.
Maalesef benim yalnız ve güzel ülkem bu rezilliklerin arasında yaşamayı haketmeyen insanlarla dolu.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Fazil Husnu Daglarca“…İçim sızlıyor. Büyük yerlere çıkmış insanların dillerini kullanmamalarını işittikçe, gördükçe içim sızlıyor. Ben diyorum ki; bunlar içeri girmiş düşman orduları, tanklarıdır. Temizlenmelidir.”
NTV Ve İnsan programındaki söyleşisinden

“…Ben kendimi Türkçe’nin bir türlü bekçisi sayarım. Her sözcüğü kullanmak isterim ki, ilerideki çocuklar, gençler Türkçemizin o sözlerini unutmasınlar. İsterim ki Türkçe yok olsa -bunu bir yerde de söylemiştim- benim kitaplarımda Türkçe’nin tümünü bulsunlar. Eksiksiz tümünü.”
NTVMSNBC ile yaptığı söyleşi

Bu sözlerin sahibi, Türkiye’nin en büyük şairlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca vefat etti.

Evvel zaman içinde Google

Retro GoogleGeçenlerde Google’a ait çevrimiçi günlükte, Google’ın elinde mevcut en eski arama deposuna geri dönüş fırsatı verildi. OnurKa’nın alanındaki bu yazıdan haberim olan arşivde, youtube araması hiç bir sonuç vermiyor. Ipod’u ararsanız olmadık şeyler buluyorsunuz. Blog diye aratırsanız Google’ın sahibi olduğu Blogger’ın henüz satın alınmamış olduğunu görüyorsunuz. Son 7 senedeki değişiklikleri keşfetmeniz için harika bir fırsat. Hem de çok eğlenceli. Çıkan sonuçlar 2001 yılındaki haline ulaşabilmeniz de sağlanmış. Bunu da Internet Archive kütüphanesi ile ortaklaşa yapmışlar. Size düşen arama sonuçlarınızdaki “View old version on the Internet Archive” bağlantısını kullannak. Çok keyifli.

2001 itibariyle arşivlenen alan sayısı 1,326,920,000 . 25 Eylül 2005′de bu sayı 8,168,684,336. Şu anda Google sayfalarında bu sayı yazmıyor ve kullanıcıların tahmin etmesi isteniyor. Ancak şunu belirteyim sadece “1″ aratırsanız 25,160,000,000 sonuç bulunuyor.

Çok yaşa Google. 10. yaşın kutlu olsun.

Yürü be Ömer !

Bu haberi ilk kez geçen hafta, önceki yazılarımda da söylediğim gibi, en kaliteli haberciliği yaptıklarına inandığım Radyo Odtü’de dinledim. Bu günde Yılmaz Özdil’in yazısına konu olmuş. Bende buradan paylaşmak uygun olur diye düşündüm.

Dünya Geri yürüme şampiyonasında sporcumuz Ömer Aslan 200 ve 400 metre’de Dünya Şampiyonu, 100 metre’de Dünya İkincisi oldu. Benim ilk kez duyduğum bir organizasyon olmasına rağmen Dünya’da ilgi çeken bir yarışma olduğu kesin. Olimpiyat hüsranımızın ardından Paralimpik’te aldığımız başarılar bizleri teselli etmişti. Açıkçası bu haber ne kadar sevindirmeli bilemiyorum. Durumu en iyi açıklayan kelimeyi, Radyo Odtü’de hafta içi her gün saat 15-17 arası 3-5 programını sunan Fulya haberin hemen ardından buldu: İronik

Yarışın İtalyanca ağ alanının sevgili Google tarafından İngilizce’ye çevirilmiş haline buradan ulaşabilirsiniz. Buradan da geriye koşma ile ilgili detaylı bilgilere.