ankara kategorisi için arşiv.

Haftasonu yine maça gittim. Yine burnumdan geldi.
Annemin her Beşiktaş Ankara’ya gelişinde istediği ve bir türlü çeşitli sebeplerden gidemediğimiz maça pazar günü sonunda gittik.
Geçen seneki Sivasspor-Oftaş maçından ders almayan bendeniz yine türlü sorunlarla boğuştum.

İlk önce maçtan iki buçuk saat önce stadyuma gitmeme rağmen bilet bulamadım. “E takımın durumu fena değil, hoca yeni, bulamam tabi” diye düşünüp, Gençlerbirliği’nin de deplasman takımına az yer ayırmasından dolayı alternatif yollar arayışına girdim. Sonuçta aynı arayışta olan 100 – 150 kadar Beşiktaş taraftarı ile, Ankara’daki her maçta olduğu gibi Gençlerbirliği maraton tribününden biletimizi aldık. Bu arada annemde stadyuma geldi ve giriş kapısına doğru gittik.

Boş kapıdan girecekken kapıdaki güvenlik görevlisi “Beyfendi içinize bakabilirmiyim?” gibi şiirsel bir soru sordu. Formayı görünce sizi bu kapıdan alamam burası Gençlerbirliği tribünü diyiverdi. Ben de annemi içeri gönderip, sırasıyla özel güvenlik, polis, ankaragücü tribün lideri(!) ve bir iki zırzopla tartışmaya başladım. Kendileri içeride yüzlerce Beşiktaş’lı olması, bileti forma ile aldığımız, maç seyretmek isteyişimiz gibi mantıklı açıklamalarımıza karşı çıktılar. En acısıda polisin “kavga çıkar arkadaşım olmaz” demesiydi.

Bu kadar tartışmanın üzerine tribune girmem şart oldu. Ancak tabii tek başına girmek olmazdı. Taraftar dışarıda kalır mı? Hemen ufak bir operasyon ile formalar pantolonların içine uygun bir şekilde yerleştirildi. Bu arada bende içeri üzerimde yüzde yüz pamuklu bir fanila ile girmek zorunda kaldım. Girince gördük ki tribündeki 1000 kişinin 900ü Beşiktaş’lı. Neyse artık içerideyiz.

Maç saati yaklaşırken takım sahaya çıktı, alkış kıyamet herkeste bir hareketlenme oldu. Bunu duyan bir kaç tane kendini bilmez (her zaman söylendiği gibi yapıcaz artık, bunun sorululuğunu tüm Gençlerbirliği taraftarına atmak olmaz, nedense!) bizim tarafa doğru koşarak geldi ve kalem, su gibi ufak tefek atılabilir cisimleri alkışlayanlara doğru attı. Poliste bu olanlar karşısında kalkıp “Arkadaşlar bağırmayın, alkışlamayın lütfen” dedi ve bize doğru gelen arkadaşlara sarılarak yerlerine götürdü. Daha sonra bu arkadaşlar yanlarına bir kaç kişi daha alıp tribün içine doğru girmeye kalkıştılar. Tabii buna Beşiktaş’lılarda karşılık verince ortalık karıştı. Neyse ki bir iki ufak tokat ve 2-3 sıra üstten aşağıya uçma dışında önemli bir hadise olmadı. Ama polis tüm bu olanlar sonunda yine taaruz eden tarafı yerine gönderirken, Beşiktaş taraftarını “sizi yan tribüne alıcaz ama dışarıdan geçeceksiniz” diyerek, tribünden çıkarttı ve tabii ki de diğer tarafa almadı.

Bu numarayı yemeyen ben dahil yaklaşık 150 kişi ise polislerin güvenlik için ayırdığı boş bölüm yerine Gençlerbirliği taraftarları arasına gönderildi. Tahminen daha güvenli olur diye düşündüler. Bizim takım 13 dakika da 3 gol atarken sevinmeyi yasaklayan, üzerindeki üniforma ve eline hayatı boyunca geçebilecek en kıymetli şey olacak otoriteyi, sadece vatandaşa bağırmak için kullanan polis, Gençlerbirliği tarftarlarının sürekli küfür etmesine razı geldi. Bizde evde çayımızı içip maç seyretmek varken, tüm rezillikler arasında tribunde olmayı tercih ettik.

Özetle şunlar oldu: Tribünler bomboşken beşiktaş tarftarına bilet satılmadı. Daha sonra üzerimizde forma ile bilet’ aldik, ama aynı formalarla tribüne alınmadık. Sonra girdik, baktık her yer siyah beyaz, 5-10 tane terbiyesiz istemedi diye çoğu kişi dışarı çıkarıldı, kalanlar rakip arasında sessizce oturduk. Gol attık adam gibi sevinemedik. Polisin tüm terbiyesizliklerini katlandık. Resimdeki hayatında ilk kez maça gelen ufaklığın sürekli ağladığını, polisin bunlara da bağırdığını gördük.

Besiktas Genclerbirligi

Sonuçta bunu şikayet edebileceğimiz tek yasal yetkili olan polise anlatsak, neden girdin o tribüne diyecek. Ne kadar da haklı.
Maalesef benim yalnız ve güzel ülkem bu rezilliklerin arasında yaşamayı haketmeyen insanlarla dolu.

Ülkemiz yıllık Sibirya Soğukları günlerini yaşamaya başladı. Sansasyona bayılan basın yayın kuruluşlarımızın “geberene kadar üşünecek hava” anlamına getirmek için kullandığı bu tamlama artık herkes tarafından o kadar benimsenmiş durumda ki, insanımızın Sibirya’yı Erzurum’un bir kasabası olduğunu düşünmesi an meselesi. Zira kendisi Balkan’lara kafa tutacak seviyede hava durumlarına ve ana haber bültenlerine konu olur durumda.
Kar kiyamet ordekleri
Durum bu şekilde abartılacak kadar vahim olmamasına rağmen bu yılın en soğuk döneminden geçtiğimiz doğru.

14 Ocak 2007 saat 00:58 itibariyle biz evimizde otururken dışarıda hava sıcaklıkları şu durumda:

Ankara -12
Erzurum -30
Kars -29
Kayseri -22
Sivas -28

Ancak Dünya’nın en soğuk yeri ülkemiz değil.

Özellikle Rusya’da ve Kanada’da çok daha soğuk şehirlerle karşılaşmak mümkün. Örneğin an itibariyle Rusya’nın kuzey şehirlerinden 800 nufuslu Oimekon’da sıcaklık -53 derece. Zaten burası Asya kıtasında kayıt edilebilmiş en düşük sıcaklığa 1933 yılında -68 derece ile ulaşmış bir bölge. Bununla ilgili tüm liste için bu ağ alanını önerebilirim. Kanada’nın Yellowknife şehrinde ise şu anda sıcaklık -34 derece. Bu seviye için bile sıcaklık terimini kullanmak kulağa biraz garip geliyor. Moğolistan’ın Ulan-Bator şehri ise -39 derece ile serin bir gün yaşıyor. Sıcaklığın burada da -50 olduğu günlerle karşılaşmak mümkün.

Daha ne kadar soğuk olabilir sorusu aklına gelen varsa, bununla ilgili hizmeti de ayağınıza getiriyorum: Şu ana kadar kayıt edilebilmiş en düşük sıcaklık Antartika – Vostok’ta -89.2 derece olarak ölçülmüş. Bu rakamlardan sonra sevgili basınımızı insaflı olmaya çağırıyorum.

Sıcaklıkların kulağa daha sevimli gelmesini sağlamak için kullanılan en basit yöntem, Kelvin ölçeği kullanmak. Böylece sıcaklığın Antartika’ya gitmediğiniz durumda 200 derece altına düşme şansı bulunmuyor. İçimiz ısınıyor.

İnsanoğlunun arsız olduğunu kabul ederek ve “yazın sıcaklar bitsin diye bu kadar istersek sonumuz bu olur” diyerek, sadece sosyetik evlerin bahçelerinde yaz aylarında telef olmaktan zorla kurtulan Sibirya kurtlarına yarayan bu havaların bir an önce makul sıcaklıklara geri dönmesini diliyorum.

Bu sabah tam sokağımızdan çıkacakken yolun ortasında bir fidan gördüğümü sandım. Yaklaştıkça gerçekten sokağın girişindeki çukurun içinde bir fidan etrafında da bir iki taş ve patlak lastik parçaları gördüm. Açıkçası sokaklardaki çukurlardan sıkıntılı olan birisi olarak çukurların bu şekilde değerlendirilmesi çok hoş bir düşünce olmuş. Yalnız tabi yolun tam ortasında olması hatta sokağın girişi olması pek uygun olmamış. Böylelikle kevgire dönmüş durumdaki yollarımız en azından bir oksijen deposu haline gelip insanımızda yarattığı siniri, derin derin nefeslenerek ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır.

New York şehrinin haritasına ya da uydu görüntüsüne bakarsanız, şehrin tüm sokaklarının birbirine mükemmel bir paralellikte olduğunu gorürsünüz. Sevgili New York şehiri yöneticileri “bu şehir ileride büyürse yolumuzu bulmak kolay olsun” ve “filmlerde 42.sokakla Madison’ın köşesi denilebilsin” diye zamanında böyle bir fikir geliştirmiş ve uygulamışlar. Hatta bu kolaylığı bir adım ileriye götürüp caddelerle (avenue tabir edilen), sokakları birbirine dik yapmışlar.

1940′li yıllarda şehirde doğru dürüst bina yokken, planlamacılığı bırakmış bir şehirde yaşayan birisi olarak, NY’li arkadaşlarımızın bu başarısını alkışlıyorum.

Bu düzenden matematikçi bir takım arkadaşlar faydalanmak istemişler ve iki noktanın koordinatları arasındaki farkların toplamından hesaplanan uzakliğa Manhattan distance demişler. Manhattan diye adlandırılmasının nedeni ise bu iki nokta arasındaki mesafenin kus ucusu metoduyla hesaplanmayıp, sanki şehir içinde bir noktadan diğerine gitmek için yürüdügünüz mesafeymiş gibisinden hesaplanması.

Aşagıda wikipedia dan araklanmıs bir örnek görüyoruz.

Örneğimizde yeşil ile gözüken mesafe euclidean tabir edilen bildiginiz cetvel ile ölçülen mesafe oluyor. Diğer renklerimizde manhattan mesafesi. Ayni new york ta iki adres arasındaki yol mesafesi gibi.


Manhattan mesafesinin, listesini bulamasamda kullanım alanı oldukça geniş. Merak edenler için google adlı arama sitesini tavsiye ediyorum.

New York’lu şehircilere takdirlerimi gönderirken şehirimizin örneğini mısır piramitlerinden alan sayın yerel yoneticilerimizi de selamlıyorum.

RSS beslemelerine üye olun