Archive for the ‘müzik’ Category

Walkman’de tarih oldu

walkmanSony’nin patronunun uçakta istediği dinleyebilsin diye 30 sene önce icat ettirdiği bir zamanların üstün Japon teknolojisi, annanemin deyimiyle Nortmen tarih oldu. Bu habere göre Sony son walkman satışını da yapmış.

E artık satmasınlar derken, bir yerden de hafif bir iç burukluğu da yaşamıyor değilim. Muhtemelen dedelerimizin plak çalarlar, ya da adını bilmediğim şu kartuşlu müzik çalarlar sessiz sedasız emekli olurken hissettiklerini, neredeyse tüm evrimi gözümün önünden geçip, sonunda çeyrek kibrit kutusu haline kadar gelmiş walkman için hissediyorum.

Teknolojinin hızlandığı devirde doğan biri olarak artık her sene en az bir-iki kez bu duyguyu yaşarmışım gibi geliyor. Haydi hayırlısı…

Keske Burada Olsaydın! (Wish You Were Here! )

Burcu Taykurt’un yazisini begeninize sunuyoruz..

1964 yılında Syd Barrett(gitar), Roger Waters(bas gitar), Nick Mason(Davul) ve Richard Wright (klavye) ile kurulan efsane rock grubu kurucu üyelerinden Richard Wright bugün hayatını kaybetti.  1980’de gruptan ayrılıp, 1987’de gruba tekrar katılan Wright’ın “Wet Dream” (1978) ve “Broken China” (1996) adında iki adet solo çalışması bulunmaktadır. Klavyesi ile grubun tarz belirleyicisi olan Wright’ın ölüm haberini okuduğumda mırıldanmaya başladım “Hey you! Out there in the cold, getting lonely, getting old, can you feel me?” (Hey sen, disarida, sogukta yaslanan, beni hissedebiliyor musun?)

Milyonları fethettiler, 1995’te ise beni…

Progresif ve ‘psychedelic’ tarzda yapılmış bir albümdü “Ummagumma” (1969). Babamın kasetlerini sakladığı ayakkabı kutularını karıştırırken bulmuştum o kaseti. Bantları döndükçe kopacak gibi sesler çıkıyordu. Rahmetli Yavuz Gökmen sayesinde ‘cd’lerine sahip oldum. Hürriyet Gazetesi’ne kendisini ziyarete gittiğimde, beni Cinnah Caddesi’nde kitap, kaset, ‘cd’ satan bir dükkana götürmüş, istediğimi almamı söylemişti. Gözüme ilk çarpan ‘cd’lerin bulunduğu alan olmuştu. Hemen gidip ”Ummagumma” albümünü aldım, sahip olduğum ilk ‘cd’ydi. Sonrasında tüm arşivi tamamladım ve bugün beni hüzünlendiren hatıralarımda bir Pink Floyd albümü fonda çalmakta. 1997’de “Wish you were here” (keske burada olsaydin) bir İzmir özleminde çaldı benim icin. Şimdi ise ““Remember when you were young, you shone like the sun…” (seni gencken hatirliyorum, gunes gibi parliyordun) çalıyor. Wright’i anarken anilar bir daha canlaniyor.  

Burcu Taykurt

Mamma Mia !

Geçen cuma, uzun sürenin ardından çok yorgun ve bitkin bir biçimde sinemaya gittim ve beklemediğim kadar eğlendim.

Filmimizin adı Mamma Mia. Abba şarkılarından oluşan çok keyifli bir müzikal. Oyuncuların seçimleri Abba üyeleri tarafından yapılmış. Hatta on küsür kez oscar adayı olmuş, bunların ikisini kazanmış Meryll Streep’in bile denenerek seçildiğini düşünürsek, üyeler bu işi gerçekten ciddiye almış. Ben filmi yüzümde dışarıdan bakanların gerizekalı oldugumu düşünmelerine neden olabilecek sürekli bir gülümseme ile izledim.

Konusu belki vasat ama çok güzel Abba şarkıları sayesinde keyfli iki saat geçireceğinize eminim. Ayrıca sevgili James Bond, Pierce Brosnan’ın filmin sonunda girdiği kılığı görmek bile, izlemek için yeterli bir sebep.

Filme adını veren şarkıyıda alanımızın bir kıyağı olarak sunuyorum. Şimdiden iyi seyirler

Sessiz Dans

Toronto’da düzenlenen bir festivalin toplanmalarından birine gidiyoruz şimdi de:
Luminato – Toronto Festival of Arts + Creativity 2008

Kısaca eğlence şu şekilde: Eğlence alanında toplanan herkes daha önce duyurulan DJ AC Slater’ın bir setini indirip taşınabilir müzik oynatıcılarına yüklüyor ve hepsi beraber kulaklıklarını takıp aynı anda müziği başlatıyorlar.

Benim duyduğum en ilginç eğlencelerden biri. Eşine rastlama ihtimalinin zaten çok düşük olmasını bir yana bırakıyorum, birilerinden böyle bir şey yapıldığını da duymadım hiç. Başka yerlerde benzer şeyler olmuş. Bana biraz yabancı sadece. Google’da “Silent Rave” diye aratınca bir çok benzeri bulunuyor.

Buradan eğlencenin bir videosuna ulaşabilirsiniz. Bu bir, iki , üç ağ alanından da fotoğrafları ve eğlence ile ilgili detaylara bakabilirsiniz.

Hakikaten çok özgün bir uygulama. Çok beğendim, aferin düşünenlere.

Çevrimiçi Gramafon

Sanat müziği ve Türkçe Sözlü Batı Müziği sevenlere, fasıla gideceğim, dağarcığımı genişleteyim diyenlere, annesi oğlum/kızım ne var şu internette, dediğinde cevap vermek isteyenlere ağ alanımızın bir armağanı:

taylanesen.net Yurttan Sesler Korosunu takdim eder…

http://radyobirzamanlar.com

Fallen Art

Fallen Art, Tomek Baginski yönetmenliğinde yaratılmış bir kısa (canlandırma) film.

Savaş ve askerler ile ilgili eleştirel bir yapım.

Ağ alanında(www.fallen-art.com) filmin kısa tanıtımı için yazanlar şöyle:

Pasifik’te, eski, unutulmuş bir askeri üs.
Zorlu görevler yüzünden aklını kaçırmış askerler ve ordunun kurtulamadığı örnek subaylar buraya gönderilirler.
Burada, medeniyetten çok uzaklarda, kanun ve kurallar deliliklerini besler.

Çavuş Al genç ve cesur askerlere sevgisini büyütüyor.
Dr. Friedrich fotoğrafçılık yeteneğini geliştiriyor.
Ve yaşlı, aklen yitik General A sanatını yaratıyor.
Ne kağıt kullanıyor, ne de tuval.
Tamamen farklı bir şeyler deniyor.

Arkamıza yaslanmadan son bir ilave. Film içindeki müzik Fanfare Ciocarlia isimli Romanya kökenli Balkan müziği topluluğuna ait.

Başlıyoruz…..:

Müziğe devam – Extrawelt

Ağ alanımızın müzikseverlere bir ikramı daha olacak.
Huzurlarınızda Extrawelt, Soopertrack…

İlk duydugumda seneler öncesinde dinlediğim Massive Attack mp3′lerini aklıma getiren ve tekrar arayıp dinlememe neden olan bir parça.

Extrawelt ile tanışmamızı sağlayan sevgili Senem’e teşekkür ediyoruz.

Hammered Dulcimer

Bizim kanun çalgımızın vurmalı bir modeline benziyor. Sevgili İbrahim’in ilk olarak İstiklal Caddesi’nde gördüğü (bencede görüp görülebilecek en uygun yer) daha sonra YouTube’da aşağıdaki bey tarafından konuşturulduğuna şahit olduğum bir enstrüman. Hep beraber hayran olalım. Kendisi 2005 yılı Hammered Dulcimer şampiyonu.

Farid Farjad – Dinleyiniz

Farid Farjad İran’lı bir keman ustası. Hani bu müzik marketlerde bir şeyler çalar siz de merak edersiniz ya, işte benimde bu adamı tanımam o şekilde oldu. Vakit öldürürken bir taraftan kendisi kemanını konuşturuyordu. Sordum adını söylediler, bende ufak bir internet araştırması sonucu kendisinin eserlerine ulaştım.

Film tavsiyemin üzerine yine aynı şekilde ısrarla bu adamıda dinlemenizi isterim. Sanatını değerlendirmek benim haddime değil elbette ama tüketici sınıfındaki birisi olarak çaldıkları çok hoşuma gitti. Herhalde komşuluğumuzdan olsa gerek, yaptığı müzik bizim klasik müziğimize de benziyor. Bu da ayrı bir duygudaşlık yaratıyor ister istemez. Benim bulduğum albümünde sarı gelin ve böyle gelmiş böyle gider şarkılarının yorumlarıda var. Ayrıca albümün adı olan Anroozha da ters lale anlamına geliyormuş. Bu şekil zamanında Mimar Sinan tarafından Selimiye camiinde de kullanılmış.

Genelde albümün tüm şarkıları yavaş. Tam sakin bir şeyler dinleyeyim diyenlere göre. Bana olmadı ama insanı hüzünlendirir alır götürür diyenlerin sayısı çok fazla. Aslında bunu benden iyi benden çok dinlemişleri okuyarak anlayabilirsiniz. Bu konuda sevgili ekşi sözlük’ün Farid Farjah maddesi devreye giriyor tabi.

Dinlemeniz için bir şarkısını aşağıya ekliyorum:

Bir Trakya türküsü: Babuba

Tatil dönüşü ailemin tümü tarafından terkedilmiş evimizde ev işlerinden kendimi bulaşığı uygun gördüğüm bir zamanda televizyonda son derece neşeli bir türkü duydum. İnsanı olduğu yerde oynatacak cinsten bir türkü olması dikkatimi televizyona yöneltti. Sevgili TRT yapımcılarının altyazı olarak koydukları ve özellikle genç insanların türkü söylemesini sağlamak amacı taşıdığını düşündüğüm şarkı sözlerini okuyunca bir şaşkınlıktır aldı beni. Şarkı bir ayrılık hikayesini ve arkasındaki isyanı anlatıyordu. Araya giren kara tren, yaraya basılan tuz derken bir de baktım ki programa katılan tüm sanatçılar düğündeymiş gibi eğleniyorlar.

Sonradan arayınca türkünün bir Trakya türküsü olduğunu ve Trakya’lıların böyle insanlar olduğunu gördüm. Böylece bu tezat yoğunluğunun şaşkınlığını üzerimden attım. Hatta bir yerde Trakya’lıların 5 dakikalık mesafe için bile yanlarına oyun havası kaseti aldığını, parayı eğlenirken yemek için kazanmaya çalıştıklarını ve son derece gamsız olduklarını okudum. Açıkçası Trakya insanının bu tavrı hoşuma gitti. Adamlar yaşıyor dememe sebep oldu.

Söz konusu türkümüzüde sizlerle paylaşayım:

Yunanistan ile aramızdaki sınır bilindiği üzere Meriç nehri ile belirlenmiştir. Nehrin bir yakası Yunan toprağı diğer tarafı Türk toprağıdır. Edirne’de ki köylerden birinde Eyüp (bundan böyle hikaye sonunda kendisi için içimiz burulacağından bizim Eyüp olarak anılacaktır )adında bir genç köyün ağasının kızına aşık olur. Ancak bizim Eyüp fakir olduğu için bu ilişki ağaya ters gelmiş ve kızı karşı kıyıdaki köylerden birinin ağasının oğluna vermiştir (Karşı köyün de Türk köyü olduğu belirtmeyi borç biliyorum). Bizim Eyüp’te öylece kalakalmış, aşkından mecnuna dönmüş, saçı sakalına karışmış. Türkümüzde bizim Eyüp’ün feryadıdır esasında.

Sözleri şöyle:

Sevdiğim iki gözüm ellere yar oldu babuba
Kara tren aramıza kara duman ekti de
Göz göre göre yazık Eyub’a

Buraları sevemedim gönül orada
Yanıyorum tuz biber yarada
Deli gönül eremedi eyvah murada
Ölüyorum tuz biber yarada

Gözlerimin karesi kırmızı nar oldu babuba
Meriç’in azgın suyu aramıza girdi de
Göz göre göre yazık eyub’a

Buraları sevemedim gönül orada
Yanıyorum tuz biber yarada
Deli gönül eremedi eyvah eurada
Ölüyorum tuz biber yarada

Burada “BABUBA” Trakya’da sıklıkla kullanılan “be” kelimesinden çıkmıştır. Söylenmek istenen “BE BABA” dır aslında.

Sizler için sevgili Onur’un blogunda yayınladığı metodu ilk kez uygulayarak şarkımızı da sizlere sunuyorum: