Geçenlerde Yılmaz Özdil kullanmış bu tabiri: “Recep İvedikleşmek”
İlk 3 gününde 1.2 milyon kişi izlemiş filmi. Şu sıralar 2.2 milyon kişi olmuş bile. İzlenme rekoru ilk filmde: 4.3 milyon. Bu alanda ikinci Kurtlar Vadisi Irak: 4.2 milyon, üçüncü Gora: 4 milyon. Üç Maymun, yurt dışında fırtınalar estirdi, yalnız ve güzel ülkemde 126 bin kişi izledi. Yani yaklaşık 0.13 milyon
Ben ilkine gidememiştim. Televizyonda bir bölümünü izledim. İkincisi rekor üsüne rekor kırıyor. Türk sineması için olağanüstü bir başarı. Şahan Gökbakar’ı da Zoka zamanından beri izlerim. Bence bu kadar seyredilmeyi de hak ediyor.
Ama sorun şu ki 1.2 milyon insanımız nasıl oluyorda bir hanzonun hikayesini seyretmeye bu kadar hevesli anlayamıyorum. Üç Maymun da herkese hitap etmeyebilir ama, insanımızın İvedik’le bu kadar iyi anlaşması sinemamız için başarı olamayacağı gibi, hepimiz için utanç kaynağı olmalı. Sanatın ve özellikle sinemanın, televizyon manyağı halkım üzerinde daha da Recep İvedikleştirici hale gelip, bundan para kazanır olmasını içime sindiremiyorum. Çok yakında düşünce kabiliyetimizi geliştirmek için sanatı değil; sıfır numara zımpara kağıdı kullanmaya başlayacağız.
Halkı hanzo yerine koyup sadece uyuşturucu vererek daha fazlasına mahkum eden ve yıllarca yalnız ve güzel ülkem insanının beyin kıvrımlarını kördüğüm eden rahmetli ve yaşayan tüm siyasetçi, bürokrat, sanatçı ve karanlık aydınlara teessüflerimi gönderiyorum.
“…İçim sızlıyor. Büyük yerlere çıkmış insanların dillerini kullanmamalarını işittikçe, gördükçe içim sızlıyor. Ben diyorum ki; bunlar içeri girmiş düşman orduları, tanklarıdır. Temizlenmelidir.”
NTV Ve İnsan programındaki söyleşisinden
“…Ben kendimi Türkçe’nin bir türlü bekçisi sayarım. Her sözcüğü kullanmak isterim ki, ilerideki çocuklar, gençler Türkçemizin o sözlerini unutmasınlar. İsterim ki Türkçe yok olsa -bunu bir yerde de söylemiştim- benim kitaplarımda Türkçe’nin tümünü bulsunlar. Eksiksiz tümünü.”
NTVMSNBC ile yaptığı söyleşi
Bu sözlerin sahibi, Türkiye’nin en büyük şairlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca vefat etti.
Burcu Taykurt’un yazisini begeninize sunuyoruz..
1964 yılında Syd Barrett(gitar), Roger Waters(bas gitar), Nick Mason(Davul) ve Richard Wright (klavye) ile kurulan efsane rock grubu kurucu üyelerinden Richard Wright bugün hayatını kaybetti. 1980’de gruptan ayrılıp, 1987’de gruba tekrar katılan Wright’ın “Wet Dream” (1978) ve “Broken China” (1996) adında iki adet solo çalışması bulunmaktadır. Klavyesi ile grubun tarz belirleyicisi olan Wright’ın ölüm haberini okuduğumda mırıldanmaya başladım “Hey you! Out there in the cold, getting lonely, getting old, can you feel me?” (Hey sen, disarida, sogukta yaslanan, beni hissedebiliyor musun?)
Milyonları fethettiler, 1995’te ise beni…
Progresif ve ‘psychedelic’ tarzda yapılmış bir albümdü “Ummagumma” (1969). Babamın kasetlerini sakladığı ayakkabı kutularını karıştırırken bulmuştum o kaseti. Bantları döndükçe kopacak gibi sesler çıkıyordu. Rahmetli Yavuz Gökmen sayesinde ‘cd’lerine sahip oldum. Hürriyet Gazetesi’ne kendisini ziyarete gittiğimde, beni Cinnah Caddesi’nde kitap, kaset, ‘cd’ satan bir dükkana götürmüş, istediğimi almamı söylemişti. Gözüme ilk çarpan ‘cd’lerin bulunduğu alan olmuştu. Hemen gidip ”Ummagumma” albümünü aldım, sahip olduğum ilk ‘cd’ydi. Sonrasında tüm arşivi tamamladım ve bugün beni hüzünlendiren hatıralarımda bir Pink Floyd albümü fonda çalmakta. 1997’de “Wish you were here” (keske burada olsaydin) bir İzmir özleminde çaldı benim icin. Şimdi ise ““Remember when you were young, you shone like the sun…” (seni gencken hatirliyorum, gunes gibi parliyordun) çalıyor. Wright’i anarken anilar bir daha canlaniyor.
Burcu Taykurt