sosyal kategorisi için arşiv.

Geçenlerde Yılmaz Özdil kullanmış bu tabiri: “Recep İvedikleşmek”

İlk 3 gününde 1.2 milyon kişi izlemiş filmi. Şu sıralar 2.2 milyon kişi olmuş bile. İzlenme rekoru ilk filmde: 4.3 milyon. Bu alanda ikinci Kurtlar Vadisi Irak: 4.2 milyon, üçüncü Gora: 4 milyon. Üç Maymun, yurt dışında fırtınalar estirdi, yalnız ve güzel ülkemde 126 bin kişi izledi. Yani yaklaşık 0.13 milyon

Ben ilkine gidememiştim. Televizyonda bir bölümünü izledim. İkincisi rekor üsüne rekor kırıyor. Türk sineması için olağanüstü bir başarı. Şahan Gökbakar’ı da Zoka zamanından beri izlerim. Bence bu kadar seyredilmeyi de hak ediyor.

Ama sorun şu ki 1.2 milyon insanımız nasıl oluyorda bir hanzonun hikayesini seyretmeye bu kadar hevesli anlayamıyorum. Üç Maymun da herkese hitap etmeyebilir ama, insanımızın İvedik’le bu kadar iyi anlaşması sinemamız için başarı olamayacağı gibi, hepimiz için utanç kaynağı olmalı. Sanatın ve özellikle sinemanın, televizyon manyağı halkım üzerinde daha da Recep İvedikleştirici hale gelip, bundan para kazanır olmasını içime sindiremiyorum. Çok yakında düşünce kabiliyetimizi geliştirmek için sanatı değil; sıfır numara zımpara kağıdı kullanmaya başlayacağız.

Halkı hanzo yerine koyup sadece uyuşturucu vererek daha fazlasına mahkum eden ve yıllarca yalnız ve güzel ülkem insanının beyin kıvrımlarını kördüğüm eden rahmetli ve yaşayan tüm siyasetçi, bürokrat, sanatçı ve karanlık aydınlara teessüflerimi gönderiyorum.

Yaklaşık 45 gündür asker olduğum için yazı yazma fırsatım olmuyordu. Esasında epey yazacak şey geldi aklıma, ama yapanlar daha iyi bilir; fırsatlarınız sınırlı oluyor. Bugün bir şans yakaladım ve kaçırmadan yazayım dedim. Tabii her şeyden önce herkese selamlar.

Radikal gazetesinde dün (30 Ocak 2009) ilginç bir başlık gördüm. “Devlet Korumasından Devlet Hapishanesine” başlıklı yazıyı önce çok ciddiye almadım. Malum, bu aralar devlet kendi koruduklarını da kendini koruyanları da hapse atmayı başarı saydığı için gün gün iç sayfalara doğru kayan Ergenekon tantanasının bir haberidir, diye düşündüm. Ancak iç sayfadaki resmi görünce öyle olmadığını anladım.

Genç bir çiftin töre zımbırtısı sonucu yaşadıklarını anlatıyor. Kısaca kız zorla bir akraba ile evlendirilmek isteniyor, sonra sevdiği için kaçıyor; oğlan önce askerden kaçıp sonra yakalanıyor. Askeri ceza evinde evlilik, onaylanmayan evlilik sonucu delikanlının kafasına dört kurşun, kıza devlet koruması. Buraya kadar olan kısmı, zaten gün aşırı üçüncü sayfalarda. Sorun bundan sonrası. Devlet korumayı kaldırınca, kız eve dönemeyince, ahlaksızlık kol gezip düzen olunca kızımız da bir fuhuş baskınında yakalanıveriyor. Şimdi devletin cezaevinde. Herkesten uzak, emniyet altında.

Töre sözü geçince mangalda kül bırakmayan devletin amirleri, kendi korumalarındaki bir genç kıza bile sahip olamamış anlaşılan. Ortalıkta Güldünya hikayeleri dolu dizgin. Hikayemiz bol, kaymağı kalın. Sonuç değişmiyor ama. Mangalda kül bırakmamak için töreden yananların kül olmasını bekleyenler, hayatlarına devam ediyor. Olan, üçüncü sayfadakilere oluyor.

Bildiğiniz üzere seçimler yaklaştı. Oy lazım. Bir miktar propaganda, bir miktar rüşvet ve birtakım ali cengizler sayesinde olmayacak şey yok.

Örneğin; kara çarşafa kırmızı üstüne beyaz altı ok takılabilir. İçi sızlayana Gripin tüm bakkallarda. Ya da poşet poşet kara elmas.

Çarşaf ile ilgili yazı yazmayı şimdilik erteliyorum. Zira ben geçen seçimde CHP’ye oy verdim, demek ki bu eşekliğe bende ortağım. Çıkıp beni benden iyi eleştirecek birileri olacaktır.

Gelelim kara elmas hadisesine. Vereceği bir iki oy karşılığında sahip olmaya layık olduğu en büyük şeyin kaybettiği eşeği olduğunu sanan yalnız ve güzel ülkem insanı, bu seçim döneminde de kömür ve gıda avansı karşılığında keriz gibi teslim olmayı uygun görmüş ve eşeğini “şimdilik” geri almıştır.

Esasında çok yorum yapılacak bir konu değil. Sadece bir şey hatırlatmak niyetindeyim.

Biz madem gerinmemiz gerektiğinde “Fatih Sultan Mehmet’in torunlarıyız” diyoruz, o zaman vasiyetine de uymamız gerekir.

Osmanlı’nın en önemli üç padişahından biri, İstanbul’un sahibi Sultan 2. Mehmet vasiyetinde buyurur ki:

“Külliyemde inşa ettirdiğim imarethanede şehitlerimizin aileleri ve İstanbul’un fakirleri yemek yiyeceklerdir. Yemek yemeye veya almaya gelemeyen olursa bizzat görevliler, yemekleri hava aydınlanmadan, kimsenin sokaklarda olmadığı zamanlarda, kapalı kaplarla evlerine götüreceklerdir.

Bir bildiği vardır herhalde.

RSS beslemelerine üye olun
  • Yoklama


    Locations of visitors to this page