Archive for the ‘spor’ Category

Kinesis ne muhteÅŸem ÅŸeymiÅŸ

Asker sonrası aldığım kilolardan ve kabettiğim formumdan şikayetlerimin son bulması için sportif çalışmalara başladım. Aynı sorundan muzdarip Senem ile beraber (gerçi kendisinin sorunu askerlikten değil) henüz çok düzenli olarak gitmesek de bir spor merkezine yazıldık.

İlk gün aktivitesi olarak bizde artık bir ışık mı görüldü ne Kinesis seansında katıldık.
Gerçi bu iş için enerjimiz çok üzt düzeyde olmasa da keyfini alabildil. Bu Kinesis denen çalışma vücudunuz belli bölgelerinde kaslarınız olduğunu farketmenizi sağlayan çok yoğun olmayan ama acayip yoran bir çalışma. Özellikle kalça ve bel kuvvetlendirmesi ve postür düzeltmesi için yapılıyor.

Herkese tavsiye ederim. Adı da çok havalı. İlk bir kaç gün olacak aÄŸrıları da…

Hamilton ve Ferrari – F1 2009 1/3

-
Az önce biten Brezilya yarışının ardından Lewis Hamilton Sürücüler Åžampiyonası’nda, Ferrari de Takımlar Åžampiyonası’nda biriniciliÄŸi kazandılar.

Geçen seneye göre daha çekişmeli ve olaylı bir yılın ardından şampiyonluk son saniyelerde sahibini buldu. Benim izlediğim süreler içinde ilk kez gördüğüm bir şey bu.

Hamilton’un çok yetenekli olması ve takımı için ilk sürücü olması ona, yıl başında büyük bir avantajla baÅŸlama fırsatı saÄŸlamıştı. Geçen senenin ÅŸampiyonu Raikkonen’in gölgesinde, takımda son sezonu olması ihtimali ile baÅŸlayan Massa ise büyük sıkıntılar altında sezona girdi. Belki bu yüzden de ilk iki yarışta sorunlar yaÅŸayarak zor bir giriÅŸ yaptı. Sürüş yetenekleri Hamilton kadar olmasa da latin hırsı ve zekasıyla sezon içinde Massa, farkı kapatarak ÅŸampiyonluÄŸu hak ettiÄŸini gösterdi. Tabii Alonso’nun Renault’yu son beÅŸ yarışa kadar ÅŸahlandıramamasının da etkisiyle meydan Massa ve Hamilton’a kaldı.

Aslında Hamilton ve Massa yaptıkları büyük hatalarla sürekli birbirlerine ikramlarda bulunsalar da bu sonu özellikle Fuji ve Singapur’da kırmızıların başına gelenler hazırladı. Bu açıdan McLaren’in daha soÄŸukkanlı olması onlara pilotlar ÅŸampiyonluÄŸunu kazandırdı.

Sezon sonu itibariyle kimin hakettiÄŸine karar vermek bence çok zor. Yarışa daha fazla ilk sırada baÅŸlayan, daha çok hızlı tur atan, daha çok yarış kazanan ve daha az ceza alan Massa görünürde Hamilton’a göre daha çok haketmiÅŸ görünse de Hamilton’un da özellikle zor koÅŸullar ve yağış altında -ki bu sene bence çok yaÄŸmur yaÄŸdı, takvimin gözden geçirilmesi gerekir- baÅŸarılı oluÅŸu, yarış temposu istikrarı ve soÄŸukkanlılığı ÅŸampiyonluk için sahip olunması gereken özelliklerdi.

Takımlar Åžampiyonası’nda sonuç son yarışlarda belli olmuÅŸ görünse de organizasyon ve sürücüler konusunda daha üstün olan Ferrari’nin ÅŸampiyonluÄŸu çok normal. Tersi büyük sürpriz olurdu. Ancak bu durum seneye BMW, Renault ve Toyota’nın devreye girmesiyle çok farklı olabilir.

Formula 1′de deÄŸiÅŸmesi gereken birçok ÅŸey var. Bunlardan sonraki yazılarda bahsedeceÄŸim. Her ÅŸeye raÄŸmen keyifli bir yarış sezonu geride kaldı.

Sürücüler arasında öncelikle Massa’yı alkışlamak gerekir. İnanılmaz bir geliÅŸim ve baÅŸarı gösterdi. Bunu da hakikaten kimse kendisine inanmadan yaptı. Ayrıca Vettel, Kubica ve Glock ileride ÅŸampiyonluk için önemli adaylar olduklarını gösterdiler. Sebastian Vettel’in Ferrari motoru ile gösterdiÄŸi baÅŸarı, ileride kırmızı bir otomobilin koltuÄŸunda olması ihtimalini kuvvetlendiriyor. Alonso’ya, Raikkonen’e ve Webber’e teessüfleri mi, Kovalainen’e de yarış hayatında artık baÅŸarı dileklerimi sunuyorum.

2009 yılı birçok açıdan daha iyi olmaya aday. Belki sonu bu kadar keyifli bitmeyecek ama daha çok çekişme izleyeceğimize eminim.

En uzun sezon sonunda tarihin en genç F1 ÅŸampiyonu Hamilton’u ve Ferrari’yi tebrik ederim.

Futbol asla sadece futbol deÄŸildir

Haftasonu yine maça gittim. Yine burnumdan geldi.
Annemin her BeÅŸiktaÅŸ Ankara’ya geliÅŸinde istediÄŸi ve bir türlü çeÅŸitli sebeplerden gidemediÄŸimiz maça pazar günü sonunda gittik.
Geçen seneki Sivasspor-Oftaş maçından ders almayan bendeniz yine türlü sorunlarla boğuştum.

İlk önce maçtan iki buçuk saat önce stadyuma gitmeme raÄŸmen bilet bulamadım. “E takımın durumu fena deÄŸil, hoca yeni, bulamam tabi” diye düşünüp, GençlerbirliÄŸi’nin de deplasman takımına az yer ayırmasından dolayı alternatif yollar arayışına girdim. Sonuçta aynı arayışta olan 100 – 150 kadar BeÅŸiktaÅŸ taraftarı ile, Ankara’daki her maçta olduÄŸu gibi GençlerbirliÄŸi maraton tribününden biletimizi aldık. Bu arada annemde stadyuma geldi ve giriÅŸ kapısına doÄŸru gittik.

BoÅŸ kapıdan girecekken kapıdaki güvenlik görevlisi “Beyfendi içinize bakabilirmiyim?” gibi ÅŸiirsel bir soru sordu. Formayı görünce sizi bu kapıdan alamam burası GençlerbirliÄŸi tribünü diyiverdi. Ben de annemi içeri gönderip, sırasıyla özel güvenlik, polis, ankaragücü tribün lideri(!) ve bir iki zırzopla tartışmaya baÅŸladım. Kendileri içeride yüzlerce BeÅŸiktaÅŸ’lı olması, bileti forma ile aldığımız, maç seyretmek isteyiÅŸimiz gibi mantıklı açıklamalarımıza karşı çıktılar. En acısıda polisin “kavga çıkar arkadaşım olmaz” demesiydi.

Bu kadar tartışmanın üzerine tribune girmem ÅŸart oldu. Ancak tabii tek başına girmek olmazdı. Taraftar dışarıda kalır mı? Hemen ufak bir operasyon ile formalar pantolonların içine uygun bir ÅŸekilde yerleÅŸtirildi. Bu arada bende içeri üzerimde yüzde yüz pamuklu bir fanila ile girmek zorunda kaldım. Girince gördük ki tribündeki 1000 kiÅŸinin 900ü BeÅŸiktaÅŸ’lı. Neyse artık içerideyiz.

Maç saati yaklaşırken takım sahaya çıktı, alkış kıyamet herkeste bir hareketlenme oldu. Bunu duyan bir kaç tane kendini bilmez (her zaman söylendiÄŸi gibi yapıcaz artık, bunun sorululuÄŸunu tüm GençlerbirliÄŸi taraftarına atmak olmaz, nedense!) bizim tarafa doÄŸru koÅŸarak geldi ve kalem, su gibi ufak tefek atılabilir cisimleri alkışlayanlara doÄŸru attı. Poliste bu olanlar karşısında kalkıp “ArkadaÅŸlar bağırmayın, alkışlamayın lütfen” dedi ve bize doÄŸru gelen arkadaÅŸlara sarılarak yerlerine götürdü. Daha sonra bu arkadaÅŸlar yanlarına bir kaç kiÅŸi daha alıp tribün içine doÄŸru girmeye kalkıştılar. Tabii buna BeÅŸiktaÅŸ’lılarda karşılık verince ortalık karıştı. Neyse ki bir iki ufak tokat ve 2-3 sıra üstten aÅŸağıya uçma dışında önemli bir hadise olmadı. Ama polis tüm bu olanlar sonunda yine taaruz eden tarafı yerine gönderirken, BeÅŸiktaÅŸ taraftarını “sizi yan tribüne alıcaz ama dışarıdan geçeceksiniz” diyerek, tribünden çıkarttı ve tabii ki de diÄŸer tarafa almadı.

Bu numarayı yemeyen ben dahil yaklaşık 150 kişi ise polislerin güvenlik için ayırdığı boş bölüm yerine Gençlerbirliği taraftarları arasına gönderildi. Tahminen daha güvenli olur diye düşündüler. Bizim takım 13 dakika da 3 gol atarken sevinmeyi yasaklayan, üzerindeki üniforma ve eline hayatı boyunca geçebilecek en kıymetli şey olacak otoriteyi, sadece vatandaşa bağırmak için kullanan polis, Gençlerbirliği tarftarlarının sürekli küfür etmesine razı geldi. Bizde evde çayımızı içip maç seyretmek varken, tüm rezillikler arasında tribunde olmayı tercih ettik.

Özetle ÅŸunlar oldu: Tribünler bomboÅŸken beÅŸiktaÅŸ tarftarına bilet satılmadı. Daha sonra üzerimizde forma ile bilet’ aldik, ama aynı formalarla tribüne alınmadık. Sonra girdik, baktık her yer siyah beyaz, 5-10 tane terbiyesiz istemedi diye çoÄŸu kiÅŸi dışarı çıkarıldı, kalanlar rakip arasında sessizce oturduk. Gol attık adam gibi sevinemedik. Polisin tüm terbiyesizliklerini katlandık. Resimdeki hayatında ilk kez maça gelen ufaklığın sürekli aÄŸladığını, polisin bunlara da bağırdığını gördük.

Besiktas Genclerbirligi

Sonuçta bunu şikayet edebileceğimiz tek yasal yetkili olan polise anlatsak, neden girdin o tribüne diyecek. Ne kadar da haklı.
Maalesef benim yalnız ve güzel ülkem bu rezilliklerin arasında yaşamayı haketmeyen insanlarla dolu.

Yürü be Ömer !

Bu haberi ilk kez geçen hafta, önceki yazılarımda da söylediÄŸim gibi, en kaliteli haberciliÄŸi yaptıklarına inandığım Radyo Odtü’de dinledim. Bu günde Yılmaz Özdil’in yazısına konu olmuÅŸ. Bende buradan paylaÅŸmak uygun olur diye düşündüm.

Dünya Geri yürüme ÅŸampiyonasında sporcumuz Ömer Aslan 200 ve 400 metre’de Dünya Åžampiyonu, 100 metre’de Dünya İkincisi oldu. Benim ilk kez duyduÄŸum bir organizasyon olmasına raÄŸmen Dünya’da ilgi çeken bir yarışma olduÄŸu kesin. Olimpiyat hüsranımızın ardından Paralimpik’te aldığımız baÅŸarılar bizleri teselli etmiÅŸti. Açıkçası bu haber ne kadar sevindirmeli bilemiyorum. Durumu en iyi açıklayan kelimeyi, Radyo Odtü’de hafta içi her gün saat 15-17 arası 3-5 programını sunan Fulya haberin hemen ardından buldu: İronik

Yarışın İtalyanca aÄŸ alanının sevgili Google tarafından İngilizce’ye çevirilmiÅŸ haline buradan ulaÅŸabilirsiniz. Buradan da geriye koÅŸma ile ilgili detaylı bilgilere.

Tebrikler Gizem

Gizem GirismenOlimpiyatlarda yaşadığımız felaketten sonra Paralimpik olimpiyatlarda sporcularımız büyük başarılar kazanıyor.
Bugün yapılan altın madalya mücadelesinde Okçuluk dalında Gizem GiriÅŸmen altın madalya kazandı. Gizem’i benimle aynı lisede okuyan arkadaÅŸlarım tanıyacaklardır. Lisenin ardından Bilkent Üniversitesi İşletme bölümünü ÅŸeref derecesiyle bitirmiÅŸ olan okçumuz 2004 yılında baÅŸladığı spor hayatında zirveye ulaÅŸtı.

Ülkemizde sporcuların baÅŸarısızlığı için her türlü uÄŸraÅŸ sergilenmesine raÄŸmen Gizem’in bunların üstünden gelmesi ve Pekin’den altın madalya ile dönmesi gurur verici.

Tebrikler Gizem