tarih kategorisi için arşiv.

Bildiğiniz üzere seçimler yaklaştı. Oy lazım. Bir miktar propaganda, bir miktar rüşvet ve birtakım ali cengizler sayesinde olmayacak şey yok.

Örneğin; kara çarşafa kırmızı üstüne beyaz altı ok takılabilir. İçi sızlayana Gripin tüm bakkallarda. Ya da poşet poşet kara elmas.

Çarşaf ile ilgili yazı yazmayı şimdilik erteliyorum. Zira ben geçen seçimde CHP’ye oy verdim, demek ki bu eşekliğe bende ortağım. Çıkıp beni benden iyi eleştirecek birileri olacaktır.

Gelelim kara elmas hadisesine. Vereceği bir iki oy karşılığında sahip olmaya layık olduğu en büyük şeyin kaybettiği eşeği olduğunu sanan yalnız ve güzel ülkem insanı, bu seçim döneminde de kömür ve gıda avansı karşılığında keriz gibi teslim olmayı uygun görmüş ve eşeğini “şimdilik” geri almıştır.

Esasında çok yorum yapılacak bir konu değil. Sadece bir şey hatırlatmak niyetindeyim.

Biz madem gerinmemiz gerektiğinde “Fatih Sultan Mehmet’in torunlarıyız” diyoruz, o zaman vasiyetine de uymamız gerekir.

Osmanlı’nın en önemli üç padişahından biri, İstanbul’un sahibi Sultan 2. Mehmet vasiyetinde buyurur ki:

“Külliyemde inşa ettirdiğim imarethanede şehitlerimizin aileleri ve İstanbul’un fakirleri yemek yiyeceklerdir. Yemek yemeye veya almaya gelemeyen olursa bizzat görevliler, yemekleri hava aydınlanmadan, kimsenin sokaklarda olmadığı zamanlarda, kapalı kaplarla evlerine götüreceklerdir.

Bir bildiği vardır herhalde.

Bu sayfalarda siyasi yazı yazma gibi bir adetim yok. Ancak bir miktar böyle gözükebilir. Yine de aksi icin çalışayım.

Geçen salı günü (25 şubat) akşam saat 20′de arabada radyoodtü açık giderken, müzik çalmamasından gıcık kaparak ne anlatıldığını dinledim. Saat başı olması nedeniyle genç arkadaşlar günün haberlerini veriyordu.

Sıradaki haber Hocalı Katliamı’nın yıldönümüydü. Birçoğumuz için bir şey ifade etmeyen,bilenlerin çoğunun unutmuş olabileceği bu olay; 1992 yılında Ruslar tarafından desteklenen Ermeni Ordusu’nun Azerbeyacan’ın Karabağ bölgesindeki Hocalı şehrinde resmi kaynaklara göre 613, resmi olmayan kaynaklara göre 1.300 kişiyi tam tabiriyle katletmesi.

Olayın bu şekli ile haberlere konu olması gayet doğal. Hatta kardeşimiz dediğimiz bir halkın başına gelen bir felaket olması bunu en önemli haberlerden birisi olmasını bile sağlar.

Ancak bu noktada radyoodtü’deki sunucunun da işaret ettiği bir sorun var. Bu haber gün içinde herhangi bir gazete, radyo veya televizyon kanalında yer bulamamış. Bu durum en çok (hatta göründüğü kadarıyla sadece) radyoodtü’yü rahatsız etmiş olacak ki; yıllardır dinlediğim radyoda ilk kez bir habere yorum yapıldığına şahit oldum. Kısaca söylenen şuydu: “Diaspora denen soytarı topluluğu her yerde istediklerini söyleyip, söyletip, kabul edilmesine uğraşıp, kısmen de başarılı olurken ve bizim basınımız bunlara fazlasıyla yer verirken; kendi insanımızın katledilmesi unutulup, unutturulmak istenip halka sunulmuyor. Birilerinin işlerine ne geliyorsa, nasıl haberler yapılması isteniyorsa o yapılıyor.”

Zaten her yanı ile takdir ettiğim bir radyodur. Bu hareketleri ile radyoyu işleten, diğer radyolara göre bir avuç genç arkadaş, ne kadar büyük olduklarını bence ispatladılar.

Geçen sene başından beri toplumca olmadığımız kişi, girmediğimiz kılık kalmadı. Ama gördüğüm kadarıyla bir radyoodtü olamadık.

Hocalı Katliamı ile ilgili gerçekleri öğrenmeye buradan başlayabilirsiniz. Sözde Ermeni soykırımı ile ilgili gerçekler için ise Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun “Türk’ün Türk’e propagandasını yapıyoruz” sloganı ile çıkan Tarih Gelecektir kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Kitap yaklaşık 150 sayfa ve sadece 5 YTL’ye satılıyor.

İçinde bulunduğumuz hafta eskiden, ilkokul zamanlarında, derslerin askıya alınıp sofraların hazırlandığı yerli malı haftası. Artık belirli gün ve haftalara saygımızı yitirdiğimizden mi yoksa yerli malı ürünümüz kalmadığından mıdır bilemiyorum, yerli malı haftası pek revaçta değil.

Sebebin ikincisi olması ihtimali daha yüksek. Örneğin memleketin her yerinden sular kaynaklarından şakır şukur akarken, bakkal ve büfelerimizden yabancı üreticilerin filtreleyip şişeledikleri laneten suyu almak zorunda kalabiliyoruz.

Çok büyük ihtimalle 90′lı yıllarda dogmus çocukların hiç kutlamadığı, yerli malı diye bir ayrım var mıydı diyebilecekleri bu hafta, bana göre tıpkı diğer kültürel değerlerimiz gibi kaybolup gitmiş ve biz farketmemişiz. Maalesef bu gençler cevizli sucuk, fiskobirlik fındığı ve finike portakalını aynı masada göremeyecek.

Yine de hatırlatmakta fayda görüyorum
Yerli malı yurdun malı , her Türk onu kullanmalı

RSS beslemelerine üye olun
  • Yoklama


    Locations of visitors to this page