televizyon kategorisi için arşiv.

Üyelerimizden sevgili Ceren Taylan’dan mükemmel tespitler içeren çok güzel bir köşe yazısı…

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” 

Mustafa Kemal ATATÜRK  

Kadın programları izler misiniz? Mesela “Sabahların Sultanı” , “ Su Gibi”, “Esra Ceyhan’la” …ve benzerleri gibi ? Bu sorum sadece kadınlara değil erkeklere de. İzler misiniz?  

Ben fırsat buldukça izlerim; izleyenlerin yorumlarını bile dinlerim.  

Bana göre sabah programları, halkımızın içler acısı durumunu ortaya seren ve aslında şu anda nasıl bir ‘katakulli’ içerisinde olduğumuzu gösteren çok önemli göstergelerdir. 

Artık her gün ayrı bir komplo teorisi ürettiğim güzel ülkemde bizlere aşılanmak istenen derin cehaletin bence en büyük yayın araçlarıdır sabah programları. Nasıl mı? 

Türkiye nüfusunun %52 si kadındır; nerdeyse yarı yarıya. Peki, bu kadınların büyük çoğunluğu nerdedir? Maalesef evlerinde. Sabah kocasını işe, çocuklarını okula gönderen bir kadını ne yapar? Tabii ki televizyonu açar; ya izler ya açıkken iş yapar ama televizyon açıktır. Ve o eskilerin aptal kutusu dediği alet, başlar kadınlarımızı eğitmeye. Bir gün iki gün etkilenmese insan üçüncü gün artık kulak vermeye başlar ister istemez. Şimdi sizler “o programlarla kim eğitilir ki canım?” diye sorabilirsiniz. Ama haksızsınız. Çünkü bizim halkımız okumayı sevmez, bileni dinlemek yerine bilmeyenin atıp tutmalarını dinler, merak ettiği şeyi açıp okuyarak öğrenmek yerine gider birilerine sorar ve o birileri de maalesef kendilerinden bir gömlek üstün değildir. 

Hedef neden kadın? Çünkü eğer bir ülkenin hem yarı yüzdesine sahip olan hem de kalan yarısına ilk eğitimlerini verecek olan bu %52’lik kesim cehalete sürüklenirse, tüm Türk toplumunun nereye gideceğini varın siz düşünün; anca geriye, anca geçmişe anca sefalete ve esarete.  

Bu komployu sadece şimdiki idareye yüklemek istemem, bu uzun yıllardır süre gelen cehaleti geliştirme ve yayma politikalarının bir sonucudur. Ve şu anda bunun en üst noktasını yaşamaktayız. Pek çok konuda ya eksik bilgiye sahibiz ya da ona bile sahip değiliz. Kişisel ve toplumsal eksikliklerimizin yanı sıra, bize dayatılan öğrenme şekilleri de bu eksikleri desteklemekten ileri gidememekte. Kendini o veya bu şekilde aydın ilan eden kesimin ise halkı yönlendirmeden çok uzak olduğunu sadece kendi çıkarlarını yönlendirdiği ise su götürmez bir gerçek.

Bu cehalet sonucunda kaybedilen ve kaybedilmeye mahkûm olan nedir peki?  Yazarken bile içime korku salan bir gerçek ne yazık ki, VATANIMIZ. 

“Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK  

Saygılarımla,

Ceren Taylan

TRT’nin yayınlarında sansür uygulaması geçtiğimiz hafta yine gündeme geldi. Halit Ziya Uşaklıgil’in romanından uyarlanan ve Halit Refiğ’in yönettiği 1965 yapımı Kırık Hayatlar isimli filmdeki bir muayene sahnesinde, hanım hastanın görüntüsü ortadan kaldırılmış. Konuyla ilgili TRT’den yapılan açıklamada, filmin satın alındığı şirketten nasıl geldiyse o şekilde yayınlandığı söylendi. Ancak film 20 yıl önce TRT arşivine girip yayınlanmış ve o günlerde muayene olan kadın hastanın görüntüsüne yer verilmiş. Tuhaf geliyor kulağa.

Bende işim gücüm yok,duruma kadın hastanın sırtının görüntüsünün kesilmesi olarak değil de, daha geniş bir sansür penceresinden bir bakayım dedim.

TRT’nin bu konudaki sicili pek iyi değil. Devlet televizyonu olması sebebiyle ülke çıkarları ile çatışan şeyleri yayınlama konusunda hassasiyet göstermesini yadırgamak elbette mümkün değil. Ancak uyguladığı sansürler ve gerekçeleri bu hassasiyetle pek bağdaşmıyor.

Örneğin Sayın Başbakan’ımızın Sayın Çiftçi’mize “lan” demesinin, TRT kameraları tarafından kaydedilip, “haber değeri olmadığı” gerekçesiyle yayınlanması bana bir tür siyasi sansür gibi geldi. Sayın Bülen Ecevit’in cenaze töreninde Hükümet Yetkilileri Kocatepe Camii’ne girerken atılan sloganlarda, yayının sesinin kısılması ve ardından uzun süredir bağlanılmayan merkez stüdyolarına dönülmesi, bir rastlantıdan fazla sanki. Haber Sendikası üyesi TRT çalışanlarının yeni hazırlanan ve keyfi atamalara izin vermesi nedeniyle adı “TRT’yi tasfiye planı”na çıkan yasayı protesto eden “TRT çalışanlarının” gösterisine yer verilmemesi de bir tuhaf doğrusu.
Bence yaptığı belgeselleri hepimizin izlemesi gereken Banu Avar’ın, “Sınırlar Arasında” programının, Dışişleri Bakanlığı’ndan onay almasına rağmen, TRT tarafından uygun görülmeyerek makaslanması, yayın saatinin sürekli değiştirilmesi ve önce kanalının değiştirilip sonra yayından kaldırılması yine sevgili TRT tarafından “sansür değil kardeşim bu” şeklinde savunuldu.

Tabii ki TRT’den bir BBC olmasını beklemek pek doğru değil. Ancak en azından bir delikanlı çıkıp “kardeşim televizyon benim, babamın malı gibi kullanırım” diyebilse bence daha şık dururdu. Yoksa Belgin Doruk’un sırtını görmek isteyen de görür, protestoları duymak isteyen de duyar, Banu Avar’ın belgeselini seyretmek isteyen de seyreder(Hatta hemen gider ktunnel üzerinden youtube’a Banu Avar diye arar. Özellikle İsveç ve Fransa’yı tavsiye ediyorum).

Benim gücüme giden sürekli olarak çaldıkları eşeklerimizi bize geri vermeyi vaat eden devlet idarecilerimizin, “bunu göstermeyelim, onu da biraz hafifletelim, şuna da haber değil diyelim….. Oooooh mis gibi oldu.” şeklinde hareket edip, yalnız ve güzel ülkemin insanını keriz yerine koymaya çalışması.

RSS beslemelerine üye olun