Burcu Taykurt’un yazisini begeninize sunuyoruz..

1964 yılında Syd Barrett(gitar), Roger Waters(bas gitar), Nick Mason(Davul) ve Richard Wright (klavye) ile kurulan efsane rock grubu kurucu üyelerinden Richard Wright bugün hayatını kaybetti.  1980’de gruptan ayrılıp, 1987’de gruba tekrar katılan Wright’ın “Wet Dream” (1978) ve “Broken China” (1996) adında iki adet solo çalışması bulunmaktadır. Klavyesi ile grubun tarz belirleyicisi olan Wright’ın ölüm haberini okuduğumda mırıldanmaya başladım “Hey you! Out there in the cold, getting lonely, getting old, can you feel me?” (Hey sen, disarida, sogukta yaslanan, beni hissedebiliyor musun?)

Milyonları fethettiler, 1995’te ise beni…

Progresif ve ‘psychedelic’ tarzda yapılmış bir albümdü “Ummagumma” (1969). Babamın kasetlerini sakladığı ayakkabı kutularını karıştırırken bulmuştum o kaseti. Bantları döndükçe kopacak gibi sesler çıkıyordu. Rahmetli Yavuz Gökmen sayesinde ‘cd’lerine sahip oldum. Hürriyet Gazetesi’ne kendisini ziyarete gittiğimde, beni Cinnah Caddesi’nde kitap, kaset, ‘cd’ satan bir dükkana götürmüş, istediğimi almamı söylemişti. Gözüme ilk çarpan ‘cd’lerin bulunduğu alan olmuştu. Hemen gidip ”Ummagumma” albümünü aldım, sahip olduğum ilk ‘cd’ydi. Sonrasında tüm arşivi tamamladım ve bugün beni hüzünlendiren hatıralarımda bir Pink Floyd albümü fonda çalmakta. 1997’de “Wish you were here” (keske burada olsaydin) bir İzmir özleminde çaldı benim icin. Şimdi ise ““Remember when you were young, you shone like the sun…” (seni gencken hatirliyorum, gunes gibi parliyordun) çalıyor. Wright’i anarken anilar bir daha canlaniyor.  

Burcu Taykurt

Evet sormalıyız aslında ne yaptık şimdiye kadar? Hepimiz zaten iyi eğitim almış, Atatürkçü gençlerdik değil mi? Zaten duyarlıydık, önem veriyorduk dünya barisina, entellektuellige, laiklige, yasam kalitesine…

Zaten yeterdi kafamizin icinde onem veriyor ve soruldugunda boyle cevap veriyor olmak.  Bilinclendirmek icin cevremizi yeterliydi yalnizca e-posta mesajlari iletmek..

Bana sorarsaniz “Yeterli mi?” diye, cevabim malesef “Hayir”.  Aslinda sunu itiraf etmek gerekir ki, saglam anayasal ve kulturel temeller uzerine yeterli seviyede bir sosyal refah ortami gelistirebilmis ulkelerde yalnizca bireysel farkindalik yeterlidir bu degerleri ve duzeyi korumaya hatta gelistirmeye.

Ancak malesef cesitli nedenlerle devlet altyapisi uzerine sosyo-kulturel ve sosyo-ekonomik atilimlarini getirememis, en azindan devamliligini saglayamamis ulkelerde bireysel farkindalik, ulkesine cekirdekten faydali olmak yerine, kendini bir an once bireysel farkindaligin takdir gordugu ve sonuc verdigi batili bir ulkeye atma gayreti icinde birakiyor genc nufusumuzu. Dolayli olarak bu durum da bir fayda yaratiyor diyenlerimiz cikacaktir, dogrudur ancak varmak istedigim nokta bu degil.

Oyle dusunuyorum ki, toplumsal olaylar uzerinde farkindalik duzeyi yuksek bireylerin paylasimlarini daha genis kitleler ve daha genis bir konu yeplazesine tasimalari, en azindan paylasimcilarin iclerinde basarabilme heyecanini hissetmelerini ve belki de hatta kitlesel ,cagdas ve yenilikci hareketler icin gerekli tetikleme enerjisini yaratmalarini saglayacaktir.

Gelin donanimlarimizi, tecrubelerimizi, begenilerimizi, duyarliliklarimizi toplumsal olay ve gelismelere suzgec yapip,  en uygun platformlarda paylasalim, e-posta mesaji iletmekten bir adim oteye gecelim, belki de cok daha oteye geceriz ne dersiniz?

Yayinlanmasini istediginiz yazilariniz icin sitemizin “iletisim” bolumunden bizlerle temasa gecebilirsiniz.

Ilginize simdiden cok tesekkurler,

Saygilarimla

Erdinc Akbay

Sevgili Burcu Taykurt, sosyal yardim kavramini, kalici cozumlerden uzak bir noktaya tasiyan anlayis hakkinda toplumsal duyarlilik gostermeye davet etmis bizleri. Tantana ekibi olarak yazisini begeninize sunuyoruz:

Hastanelerde bekleyen çaresizler, otobüste tiklim tiklim giderken biraz oksijen istegiyle çaresiz ya da iftar çadirlarinda metrelerce kuyrukta iftar saatini bekleyen insanlarin suratlarina bakin ve resimlestirin beyninizde. Bezgin ve yarinindan umudu kalmamis bir toplum.

Yine bir ramazan ve yine iftar çadirlari… uzun kuyruklari ve bekleyen onca insaniyla. Kimisi hakikaten orada verilecek iki tas yemege muhtaçken, kimisi iftar vakti evine yetisemeyeceginden, kimisi de sirf bedava diye orada bekliyor derken spiker uzatiyor mikrofonu siradaki insana. Aslinda sira ona çoktan gelmis de farkinda olmayan güzel vatandasimiza(!).  Ve vatandas cevapliyor: “Belediye baskanimiz olsun, yetkililer olsun, Allah hepsinden razi olsun, bizleri düsünüyorlar böyle bir imkan sunuyorlar…”

Bekir Coskun 4 Eylül’deki yazisinda her ramazan gözlemledigim durumu çok güzel anlatiyor:

“O çadirlar size bir milletin ne halde oldugunu anlatir.Holdingler büyürken, yabanci sermaye gelip kárini katlayip giderken, iktidar sürekasi zenginlesirken ve iktidar ile yalakalari ekonominin iyi oldugunu papagan gibi tekrarlayip dururken…

Gerçek ramazan çadirlarindadir.

Ve çogaldikça çogaliyor çadirlar…

Görmüyor…

Gözüm kör, gözüm…”
Ve en çok canimi acitan gerçekten bahsediyor:

“O çadirlar o insanlara yoksul ve açliklarini hatirlatip gerçegi anlatacagina, onlar çadirlari iktidarin basarisi sayiyorlar.
Ve eminim tümüne yakini AKP’ye oy veriyordur.

Çadirlar hatirina…”

Sadece çadirlarla da bitmiyor. Söylenenlere göre, ki artik yazili kaynaklara bile süpheyle baktigimiz bir zamanda,
son bes bucuk yilda 6 milyon ton kömür dagitilmis. Yani kömür, erzak derken gorunen o ki, bunlari dagitanlar bu isi biliyor!
TGRT spikeri uzatiyor mikrofonu bir teyzeye, sene 2007, kis kapida, “aman oglum bu kömürü vermeseler ben bu kis donar bir kösede ölürdüm.” diyor.

Kime kizmaliyiz? Halki fakirlestiren ve bu hallerini suistimal eden hükümete mi, 3 kurus erzak 5 kurus kömüre ülkeyi satan vatandasa mi?

Yoksa asil suçlu tüm olanlara seyirci kalip sesini duyurmayan bizler miyiz?

Bu gidisle ancak sans eseri bir araba çarpmasi sonucu “Görüyorum!” diyerek açilacak olan kör gözümüz, gördüklerinden vicdan azabi çektiginde çok geç olacak.

Burcu Taykurt

Gizem GirismenOlimpiyatlarda yaşadığımız felaketten sonra Paralimpik olimpiyatlarda sporcularımız büyük başarılar kazanıyor.
Bugün yapılan altın madalya mücadelesinde Okçuluk dalında Gizem Girişmen altın madalya kazandı. Gizem’i benimle aynı lisede okuyan arkadaşlarım tanıyacaklardır. Lisenin ardından Bilkent Üniversitesi İşletme bölümünü şeref derecesiyle bitirmiş olan okçumuz 2004 yılında başladığı spor hayatında zirveye ulaştı.

Ülkemizde sporcuların başarısızlığı için her türlü uğraş sergilenmesine rağmen Gizem’in bunların üstünden gelmesi ve Pekin’den altın madalya ile dönmesi gurur verici.

Tebrikler Gizem

Yıllardır futbol izliyorum. Böylesini görmedim. Cumhurbaşkanı’mız milli maç havasına girdi. İlk on birdeki yeri garanti. Pivot santrafor durumunda. Tüm toplar sanıyoruz kendisine gönderilecek. Zira durum onu gösteriyor.
Kendileri Ermenistan’a ziyarete gidiyor. Aslında amaç maça gidip frigo buz yemek.

Bu luzumsuz ziyaret geçmişte yapılan bazı açıklamalarla örtüşüyor. O günlerden kayıtlara geçen konuşmayı, sevgili Erdinç, Metin Aşık’ın satırlarıyla göndermiş. 1993 yılında mecliste Demirel Hükümetinin Ermenistan politikası tartışılıyor. Söz Sayın Gül’de:

“Hükümet, bu politikasıyla, geleceğimizi gerçekten ipotek altına almıştır ve öyle ipotek altına almıştır ki, Ermenistan Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanının cenaze merasimine katılma cesaretini göstermiştir.
HALİL ORHAN ERGÜDER (İstanbul) : Beynelmilel protokol o..
ABDULLAH GÜL (Devamla): …Sizin nasıl bir uzlaşmacı olduğunuzu, Türkiye’nin menfaatleri söz konusu olduğunda, sizin şahin gibi davranmayacağınızı bildiği için, yüzünüzün ne kadar yumuşak olduğunu bildiği için cesaret bulmuş ve Türkiye’ye gelmiştir. Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, ‘Bunun müsebbibi Türkiye’dir’ diye demeçler verecek; o kardeşlerimiz katledilirken, ‘Avrupa’nın haritaları bellidir, yerine oturmuştur; fakat Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır’ diye açıklamalar yapacak; Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız!..”

Sayın Gül’ün bahsettiği katliam daha önce benim bu alanda bahsettiğim Hocalı Katliamı. Zannediyorum Sayın Cumhurbaşkanı’mız, aynı basınımızın Hocalı Katliamı’nı unuttuğu gibi, bu konuşmasını unuttu. Dahası orada ölen insanları, bizden koparılmak istenen toprakları, Avrupa’lılar gibi soykırımcı gösterilmek istenmemizi de unuttu.

Tabii ki Sayın Cumhurbaşkanı o günden bu yana çok gelişti. Hükümetimizin büyük desteğini alarak, gerizekalı bir “masadan kaçmama” politikasının yürütücüsü olmaya soyundu.

Ama o da ne: Hükümetimiz de bizim zaten masadan kaçmadığımızı, yıllardır tüm Ermeni, Avrupalı ve Amerikalı tarihçileri aynı masaya davet ettiğimiz, tüm belgelerimizi bu masaya yatırmaya hazır olduğumuzu söylediğimizi ve onlardan da ellerindeki belgeleri açmalarını istediğimizi unuttu. Aslında hükümet bunu unutmadı. Bürokratları unuttu. Türk Tarih Kurumu bunu unutturmayabilirdi. Talihsizlik; onunda Ermenistan konusunda yüksek hassasiyeti olan başkanı da yeni göreveden alındı.

Bir terslik var bu işte.

Mamma Mia !

Yazan:admin
Kategori:film, müzik, sinema
Yorum yok   

Geçen cuma, uzun sürenin ardından çok yorgun ve bitkin bir biçimde sinemaya gittim ve beklemediğim kadar eğlendim.

Filmimizin adı Mamma Mia. Abba şarkılarından oluşan çok keyifli bir müzikal. Oyuncuların seçimleri Abba üyeleri tarafından yapılmış. Hatta on küsür kez oscar adayı olmuş, bunların ikisini kazanmış Meryll Streep’in bile denenerek seçildiğini düşünürsek, üyeler bu işi gerçekten ciddiye almış. Ben filmi yüzümde dışarıdan bakanların gerizekalı oldugumu düşünmelerine neden olabilecek sürekli bir gülümseme ile izledim.

Konusu belki vasat ama çok güzel Abba şarkıları sayesinde keyfli iki saat geçireceğinize eminim. Ayrıca sevgili James Bond, Pierce Brosnan’ın filmin sonunda girdiği kılığı görmek bile, izlemek için yeterli bir sebep.

Filme adını veren şarkıyıda alanımızın bir kıyağı olarak sunuyorum. Şimdiden iyi seyirler

Cuil

Yazan:admin

CuilSevgili internet’te arama yapabilmek için yeni bir arama motoru daha var artık. Her yerde google’a alternatif olarak duyurulan Cuil, Google gibi sade bir arayüze ve daha iddialı bir arama algoritmasına sahip. Ana sayfasında arama yapılabilecek sayfa sayısını 120 küsür milyar olarak belirtmişler. En beğendiğim özelliği ise sayfadaki tüm sonuçları aşağı yukarı fazla gitmeden tek bir ekranda görebilmeniz.

Bugün bir kaç aramayı Cuil üzerinden yaptım. Gayet güzel. Google’ın beyaz arayüzünden sıkılanlar için siyah bir alternatif. Böylece daha önce Blackle‘da gördüğümüz enerji tasarruflu arama motoru tarzını da benimsenmiş.

Yalnız burada sevgili Google’ın hakkı yeniyor olmasın. Üzülürüm.
Yıllardır her derdimize çare olan google’a nankörlük yapılmasın sakın. Kendisi her zaman başımızın tacıdır.

Minnie Mouse BBC teknoloji ağ alanındaki bu yazı içinde geçen görüşlere bakılırsa, bilgisayarlarda kullanılan fareler önümüzdeki beş yıl içinde tarih olacak. Yerine mimik ve hareket algılayıcıları kullanılacak.
5 yıl belki teknolojik açıdan fare ar-ge çalışmalarının rafa kaldırılması için makul bir süre ancak, kullanıcı alışkanlıklarını değiştirmek için son derece kısa. Ayrıca kendimi bilgisayarı ağzımı gözümü oynatarak kullanmaya hazırlamak için de yetersiz.
Şu alandaki ankete katılan kullanıcılar da benimle aynı fikirde olacaklar ki %89′u “bu iş öyle 5 senede olmaz demişler”.
Geri sayımı başlattım: 1825 gün kaldı.

Son iki hafta içinde şirketimiz insan kaynakları bölümü tarafından gelen elektronik postalar sayesinde sevinip, gururlanıyoruz. Başarılarımıza dair bildirilen sayıları azalarak sıralayacağım. İlk sayılar Interpro Bilişim 500 listesinden. Bilişim sektörüne ait bir başarı/büyüklük sıralaması. En altta ise insan kaynaklarından gelen diger sayılar var. İstatistikler yalan söylemez. Özellikle son iki satıra dikkat etmek gerekiyor. Buyurun sayılar…

507: Milyon dolar olarak ciromuz. (Türkiye’nin en büyük yerli bilgi teknolojileri şirketi)
339: Meteksan.Net Interpro Bilişim 500 sırası.
195: Tepe Teknoloji Interpro Bilişim 500 sırası.
40: Meteksan Sistem, Capital Dergisi-Brand Finance, Türkiye’nin en değerli 100 Markası sıralamasındaki yeri
38: Infronic Interpro Bilişim 500 sırası.
12: Meteksan Sistem Interpro Bilişim 500 sırası.
8: Meteksan.Net, İnternet hizmeti gelirleri sıralamasındaki yeri.
7: Meteksan Bilişim Grubunun bu yıl kazandığı, Kariyer.net İnsana saygı ödülünün tekrarlanma sayısı.
5: Meteksan Sistem, Kişisel bilgisayar (taşınabilir) dağıtıcı, toptancı, bayi gelirleri sıralamasındaki yeri.
4: Meteksan Sistem, Sektörel yazılım, Veri iletişim donanımı, Veri tabanı yazılımı ve Eğitim gelirleri sıralamasındaki yeri.
4: Infronic, Veri yedekleme ve depolama donanımı gelirleri sıralamasındaki yeri.
3: Meteksan Sistem, Sunucu gelirlerinde ve Uygulama geliştirme araçları gelirleri sıralamasındaki yeri.
2: Infronic, E-ticaret gelirleri sıralamasındaki yeri.
2: Meteksan Sistem’in Ankara’daki en büyük bilişim şirketleri arasındaki sırası.
2: Meteksan Sistem olarak, ERP yazılımı, Doküman arşiv yönetimi yazılımları ve Danışmanlık hizmeti gelirleri sıralamasındaki yeri.
1: Meteksan Sistem olarak, Sistem Bütünleştirme şirketleri arasındaki sırası.
14: Meteksan Sistem, çalışanların bir önceki aya ait maaşlarının öngörülen ödeme tarihi.
1: Meteksan Sistem, önceki aya ait maaşların, 14. günde verilecek taksitinin sıra numarası.

TRT’nin yayınlarında sansür uygulaması geçtiğimiz hafta yine gündeme geldi. Halit Ziya Uşaklıgil’in romanından uyarlanan ve Halit Refiğ’in yönettiği 1965 yapımı Kırık Hayatlar isimli filmdeki bir muayene sahnesinde, hanım hastanın görüntüsü ortadan kaldırılmış. Konuyla ilgili TRT’den yapılan açıklamada, filmin satın alındığı şirketten nasıl geldiyse o şekilde yayınlandığı söylendi. Ancak film 20 yıl önce TRT arşivine girip yayınlanmış ve o günlerde muayene olan kadın hastanın görüntüsüne yer verilmiş. Tuhaf geliyor kulağa.

Bende işim gücüm yok,duruma kadın hastanın sırtının görüntüsünün kesilmesi olarak değil de, daha geniş bir sansür penceresinden bir bakayım dedim.

TRT’nin bu konudaki sicili pek iyi değil. Devlet televizyonu olması sebebiyle ülke çıkarları ile çatışan şeyleri yayınlama konusunda hassasiyet göstermesini yadırgamak elbette mümkün değil. Ancak uyguladığı sansürler ve gerekçeleri bu hassasiyetle pek bağdaşmıyor.

Örneğin Sayın Başbakan’ımızın Sayın Çiftçi’mize “lan” demesinin, TRT kameraları tarafından kaydedilip, “haber değeri olmadığı” gerekçesiyle yayınlanması bana bir tür siyasi sansür gibi geldi. Sayın Bülen Ecevit’in cenaze töreninde Hükümet Yetkilileri Kocatepe Camii’ne girerken atılan sloganlarda, yayının sesinin kısılması ve ardından uzun süredir bağlanılmayan merkez stüdyolarına dönülmesi, bir rastlantıdan fazla sanki. Haber Sendikası üyesi TRT çalışanlarının yeni hazırlanan ve keyfi atamalara izin vermesi nedeniyle adı “TRT’yi tasfiye planı”na çıkan yasayı protesto eden “TRT çalışanlarının” gösterisine yer verilmemesi de bir tuhaf doğrusu.
Bence yaptığı belgeselleri hepimizin izlemesi gereken Banu Avar’ın, “Sınırlar Arasında” programının, Dışişleri Bakanlığı’ndan onay almasına rağmen, TRT tarafından uygun görülmeyerek makaslanması, yayın saatinin sürekli değiştirilmesi ve önce kanalının değiştirilip sonra yayından kaldırılması yine sevgili TRT tarafından “sansür değil kardeşim bu” şeklinde savunuldu.

Tabii ki TRT’den bir BBC olmasını beklemek pek doğru değil. Ancak en azından bir delikanlı çıkıp “kardeşim televizyon benim, babamın malı gibi kullanırım” diyebilse bence daha şık dururdu. Yoksa Belgin Doruk’un sırtını görmek isteyen de görür, protestoları duymak isteyen de duyar, Banu Avar’ın belgeselini seyretmek isteyen de seyreder(Hatta hemen gider ktunnel üzerinden youtube’a Banu Avar diye arar. Özellikle İsveç ve Fransa’yı tavsiye ediyorum).

Benim gücüme giden sürekli olarak çaldıkları eşeklerimizi bize geri vermeyi vaat eden devlet idarecilerimizin, “bunu göstermeyelim, onu da biraz hafifletelim, şuna da haber değil diyelim….. Oooooh mis gibi oldu.” şeklinde hareket edip, yalnız ve güzel ülkemin insanını keriz yerine koymaya çalışması.

RSS beslemelerine üye olun